30 Ocak 2022

Makaleler
Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)

Kamu kurumlarında çalışan kamu görevlileri, zaman zaman görevlerini icra ederken, görevin vermiş olduğu nüfuzu kötüye kullanıyor hatta, bazı durumlarda görevinin gereklerini yerine getirmiyor. Bu durum karşısında kamu görevlileri tarafından “görevin ihmal edilmesi ya da geç yerine getirilmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Kamu görevlisinin görevini yapmaması ve hukuka aykırı bir şekilde bu görevi yerine getirmesi ile de görevi kötüye kullanma suçu oluşuyor.

Suçun Tanımı

Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisi tarafından işlenebilen ve “kamu görevlisinin görevini hiç yapmaması, görevini kanunun öngördüğü şekilde yapmaması, görevini ihmal etmesi ve/veya görevini yerine getirmeyi geciktirmesi ve bu duruma bilerek, isteyerek sebebiyet vermesi” ile oluşur.

TCK’nun 257. Maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi ise, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklindedir.

Görevi kötüye kullanma suçu nasıl işlenir?

Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bu suçun işlenmesi için, kamu görevlisinin “görevini ihmal ettiğini bilmesi ya da görevini yerine getirmeyi geciktirdiğini bilmesi” yeterlidir. Görevi kötüye kullanma suçu işlendikten sonra bir zararın meydana gelmesi de gerekir. Zarar meydana gelmezse görevi kötüye kullanma suçu oluşmaz. Zarar kavramına; “kişilere haksız menfaat temin etmek, kamunun bir zararının meydana gelmesi ya da bir kişinin mağduriyetine sebebiyet verilmesi” gibi durumlarda bu suç işlenirken bir zararın meydana geldiği söylenebilir. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için;

1-) Kamu görevlisinin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmesi

2-) Kamu görevlisinin görev tanımında yer alan işlerini hiç yapmaması

3-) Kamu görevlisinin görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi ve bunun sonucunda zarar meydana gelmesi gerekir.

Görevi kötüye kullanma fiili sonucunda “kamu zararı, “kişi mağduriyeti” veya “kişilere haksız menfaat sağlama” unsurlarından birinin oluşması gerekir. Bu seçimlik hareketlerden birinin dahi oluşmadığı durumlarda zararın varlığından bahsedilemeyeceğinden görevi kötüye kullanma suçu da oluşmaz.

Görevi kötüye kullanma suçu, bir kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği bir suçtur. Kamu görevlisi hakkında görevi kötüye kullanma suçundan savcılık soruşturması başlatılabilmesi için kamu görevlisinin bağlı olduğu kamu kurumundan izin alınması gerekir. İzin prosedürü uygulanmadan ve izin alınmadan kamu görevlisi hakkında ceza soruşturması başlatılamaz.

Son olarak görevi kötüye kullanma suçu şikayete tabi bir suç olmadığından şikayet süresi mevcut olmayıp, bu suç işlendiği takdirde her zaman kamu görevlisi memur ihbar edilebilir. Ancak şikayete (süreye) bağlı olmayan bu suç için, dava zamanaşımı süresi mevcuttur. Görevi kötüye kullanma suçunu işleyen fail hakkında, sekiz yıl içerisinde soruşturma yapılarak, kovuşturma başlatılması gerekir. Dava zamanaşımı süresinin yani sekiz yıllık sürenin geçmesi durumunda aynı eylemden dolayı bir daha ceza soruşturması yapılamaz.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Evlilik ve Askerlik Gibi Durumlarda Tazminat!

Evlilik ve askerlik gibi sebeplerle işten ayrılanlar tazminat alabilir mi?

Çalışma hayatında birçok kişi çalıştığı kurumdan belli nedenlerle ayrılabiliyor. Bu nedenler arasında en sık karşılaşılan durumlar ise evlilik ve askerlik. Hal böyle olunca akıllara gelen soruların başında ‘evlilik ve askerlik gibi sebeplerle işten ayrılanlar tazminat alabilir mi?’ sorusu geliyor. 

Evlilik nedeniyle işten ayrılmak isteyen ya da askerlik görevini yapmak üzere zorunlu sebeplerle işten ayrılan işçilerin, kıdem tazminatı alabilmesi için öncelikle kıdem tazminatı almaya hak kazanmaları, yani bir yıllık kıdem süresini doldurmaları gerekir. Kıdem tazminatı; işçinin bir işyerinde çalıştığı süre göz önünde tutularak, çalıştığı yıllara göre, işveren tarafından kanuni şartların oluşması sonucunda ödenmesi gereken, işten çıkış veya ayrılış tazminatıdır.

Kıdem tazminatı, işçinin işe başladığı tarihten itibaren “hizmet akdinin devamı süresince” çalıştığı her bir yıl için, işveren tarafından 30 günlük ücret tutarında tazminat ödenmesidir.

Kanunda işçilerin hangi koşullarda kıdem tazminatına hak kazanabilecekleri belirtilmiştir. İşçinin hizmet akdinin, “kanunda belirtilen nedenlerle veya işçinin ölümü ile sona ermesi, işçinin en az bir yıl çalışmış olması” gibi şartların sağlanması ile işçi kıdem tazminatına hak kazanır.

İş sözleşmelerinin, “Muvazzaf askerlik, yaşlılık, malullük aylığı, toptan ödeme almak maksadıyla ve evlilik nedeni ile işçi tarafından sona erdirilmesi halinde bildirim sürelerine uyularak iş sözleşmesinin feshi halinde de işçi tazminat hakkı kazanır. İşçinin çalışmakta olduğu işyerine bildirim yapması sonucunda işçi askere giderken tazminatını alarak işten ayrılabilir.

Kıdem tazminatı şu durumlarda alınabilir;

1. İşverenin, haklı bir sebep olmadan işçiyi işten çıkartması

2. İşçinin askerlik gibi haklı bir sebeple işten ayrılması

3. İşçinin emeklilik sebebiyle işten ayrılması

4. Evlendikten sonraki bir yıl içinde (çalışan kadınların) işi bırakması

5. İşçinin ölümü

Yukarıda ifade ettiğimiz durumlarda, işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

Askerlik sebebiyle işten ayrılan işçilerin tazminat hakkı

İşçinin, işten askerlik nedeniyle istifa etmiş olması durumunda, işçi kıdem tazminatını almaya hak kazanmış olur. Askerlik için işten ayrılan işçi dilerse askerlikten döndüğünde işe iade hakkını da kullanabilir. Askerlik sebebiyle işten ayrılan işçilerin askerlik hizmetinin bitimi ile aynı iş yerinde çalışmak istemeleri durumunda işveren işçiyi işe almak zorundadır. Askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılan işçiler, bu hizmetin sona ermesinden itibaren 2 ay içinde aynı işyerinde çalışmak istediklerini işverene bildirir. İşveren askerlik hizmeti sona eren işçi ile iş akdi yapmaz ise eski işine devam etmek isteyen işçiye üç aylık ücret tutarında tazminat ödemelidir.

Evlilik nedeniyle işten ayrılan işçilerin tazminat hakkı

Evlilik nedeniyle işten ayrılma durumu kadın işçiler için geçerli bir haklı fesih sebebidir. Kadın çalışanlar “evlendikten 1 yıl içerisinde” çalıştığı iş yerlerinden “evlilik nedeni ile istifa” ederek kıdem tazminatı alabilirler. Kadın işçiler, işten ayrılma iradelerini iş verene bildirerek hak etmiş oldukları ücret (maaş) alacağını, fazla mesai alacaklarını alabilirler. Kadın çalışanlar hak edişleri dışında başka bir ücret alacağı talep edemezler. Bu işçilerin evlilik nedeniyle 1 yıl içinde işten ayrılmaları neticesinde Kıdem tazminatı, maaş alacağı ve fazla mesai alacakları ödenmezse, iş kanunundan doğan haklarını kullanabilirler.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Ülkemizde boşanmalar ve bunun sonucunda açılan boşanma davaları geçmiş yıllara oranla artış göstermektedir. Artan boşanmalar nedeniyle evli çiftler tarafından merak edilen bir husus da, hangi eylemlerin boşanma davalarında ağır kusur olarak sayılacağı, nelerin boşanma sebebi olarak gösterilebileceği ve benzeri gibi durumlardır. Bu yazımızda boşanma sebeplerini genel hatları ile anlatmaya çalışacağız.

Türk hukukunda boşanma davaları; Anlaşmalı Boşanma ve Çekişmeli Boşanma Davaları olmak üzere ayrılmaktadır. Müşterek hayatın katlanılmaz bir hâl alması ile boşanmaya karar veren eşler, daha önceki yazımızda kaleme aldığımız anlaşmalı boşanma koşullarının sağlanması ile bu yola başvurarak, boşanmanın hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için ve boşanma türlerinden olan anlaşmalı boşanma türünü tercih etmektedir. Ancak biz bu hafta çekişmeli boşanma davaları ve boşanma sebeplerini açıklamaya çalışacağız. Peki nedir bu boşanma sebepleri?

Çekişmeli boşanma davaları eşlerin, boşanmanın hukuki sonuçlarında bir anlaşmaya varamaması sonucunda açılan ve tazminat, nafaka, velayet ve bunun gibi konularda uzlaşma sağlanamamasından dolayı çekişmeli olarak açılan bir dava türüdür. Çekişmeli boşanma davalarının özel ve genel sebepleri bulunmaktadır. Sınırsız sayıda  genel boşanma sebepleri vardır ancak özel boşanma sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmıştır.

Özel boşanma sebepleri

Türk Medeni Kanunu’nda sınırlı sayıda sayılmış olmakla özel sebeplere dayanan boşanma davalarıdır. Aldatma, hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış, suç işlemek, haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası olmak üzeredir.

Genel boşanma sebepleri

Şiddetli geçimsizlik, ortak hayatın çekilmez bir hale gelmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması, hakaret, güven kırıcı davranışlar, evlilikten doğan yükümlülükleri yerine getirmeme gibi sınırsız sayıda olan boşanma sebepleri, genel boşanma sebepleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eşler arasında görülmekte olan bir boşanma davasında “özel boşanma sebeplerinin varlığı” halinde davacı eş, karşı tarafın kusurlu olduğunu ispat etme yükümlülüğü altında değildir. Özel boşanma sebeplerinin varlığı, boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir. Bu davada davacı eşin, “özel boşanma sebeplerinden birinin varlığını” ispat etmesi yeterlidir. Ancak açılan bir çekişmeli boşanma davasında “genel boşanma sebeplerinin varlığı” söz konusu ise hakim tarafından tarafların boşanmalarına karar verilebilmesi için, her iki tarafında karşı tarafın kusurunu ispat etmesi gerekir.

1. Zina (Aldatma)

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Dava açma hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

2. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

3. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

4. Terk

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir.

Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

5. Akıl hastalığı

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

6. Evlilik birliğinin sarsılması

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Burada davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Tahliye Davası Nasıl Açılır?

Ev sahipleri ile kiracılar arasında, kimi zaman ev sahiplerinin ihtiyacı sebebiyle, kimi zaman ise kiracıların kira bedellerini ödememesi sebebiyle birtakım problemler çıkmaktadır. Bu nedenle ev sahipleri, kiracıları evden çıkarmak amacıyla tahliye davası açarak kira ilişkisini sona erdirme yoluna gitmektedir. Ancak ev sahipleri tarafından açılan tahliye davalarının birtakım şartları olup, kiraya verenler tarafından bu usul şartlarına uyulmadan açılan tahliye davaları ise reddedilmektedir. Bu haftaki yazımızda tahliye davasının nasıl açılacağını ve şartlarını açıklamaya çalışacağız.

Öncelikle Konut ve çatılı iş yeri kiralarının sona ermesi için ya bildirim yolu ya da tahliye davası ile kira sözleşmesi sona erdirilebilir. Tahliye davası kiraya verenden kaynaklanan ve kiracıdan kaynaklanan nedenlerle açılabilir. Tahliye davası açılabilmesi için; “kiralananın fuzuli işgali, kiracının kira bedelini ödememesi, kira bedelinin ödenmemesi sebebiyle kiracıya iki haklı ihtar çekilmesi, kiracının tahliye taahhüdü vermesi, kiraya verenin, eşinin, çocuklarının konut ihtiyacı, yeni malikin konut ihtiyacı, kiralanan mülkte imar ve inşa” nedeniyle açılan tahliye davaları olmak üzere birçok yolu bulunur.

I. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle kira sözleşmesinin sona ermesi

1. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle kiraya veren konut gereksinimi sebebiyle tahliye davası açabilir. Kiraya veren, kira sözleşmesini; kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, tahliye davası açabilir. Ancak Yargıtay, bu nedenle açılan tahliye davalarında konut ihtiyacının samimi olmasını aramaktadır.

2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı gerekli ve kiralananın kullanımı imkânsız ise kiraya veren, tahliye davası açabilir. Kiraya veren, belirli süreli kira sözleşmelerinde sözleşme süresinin sonunda, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise kiraya ilişkin fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde açacağı tahliye davası ile sona erdirebilir.

3. Yeni malikin gereksinimi sebebiyle de kira sözleşmesi sona erdirilebilir.

Kiralananı satın alan kişi, “kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu için” konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, satın aldığı tarihten başlayarak bir ay içinde kiracıya durumu yazılı olarak ihtarname ile bildirmek koşuluyla “kira sözleşmesini bu yazılı bildirimin yapılmasından altı ay sonra açacağı bir dava ile sona erdirebilir. Kiraya veren, gereksinim sebebiyle kira sözleşmesini sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde açacağı dava ile de kullanabilir.

II. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle kira sözleşmesinin sona ermesi

1- Kiracı kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak (tahliye taahhütnamesi ile) üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten itibaren bir ay içinde açacağı dava ya da icra takibi başlatmak suretiyle sona erdirebilir.

2- Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde “kira süresi içinde” veya bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise “bir kira yılı” veya “bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için” kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa; kiraya veren, “kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak” bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.

3- Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belediye sınırları içinde bir konutunun bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, “sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde” kira sözleşmesini dava açarak sona erdirebilir.

Yeniden kiralama yasağı

Son olarak da kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananı tahliye ettirdiğinde haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Taşınmazın, yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması durumunda da bu taşınmazlar 3 yıl başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir. Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Miras Kalan Evin Satışında Tüm Mirasçıların Onayı Gerekir mi?

Günümüzde miras ile ilgili konularda birçok problem yaşanıyor. Miras bırakanın ölmesi ile mirasçılar arasında yaşanan sorunların başında ise şüphesiz miras malının paylaşılması geliyor. Özellikle miras kalan taşınmazların paylaşımında anlaşmazlıklar oluyor. Bu nedenle mirasçılar hukuki anlamda ne tür bir yol izleyeceğini merak ediyor. Biz de bu hafta özellikle miras kalan evin paylaşımında çıkan sorunlardan olan “miras kalan bir evin satışında tüm mirasçıların onayı gerekir mi?” gibi sorulara cevap vereceğiz.

Ölenin Mirası, miras bırakanın ölümü ile yasal mirasçılara intikal eder. Mirasçılar, ölenin mirasına kanun hükümleri kapsamında payları oranında kendiliğinden mirasçı olurlar. Peki mirasçılar tarafından, miras bırakan öldükten sonra “miras kalan bir malın satışı yapılmak istendiğinde” durum ne olacaktır? Miras kalan bir şeyin satışında, bütün mirasçıların rızası gerekir mi?

Miras bırakanın ölümü ile, öncelikle mirasçıların sulh hukuk mahkemesinden ya da herhangi bir noterden “veraset ilamı (mirasçılık) belgesi” almaları gerekir. Veraset ilamı (mirasçılık) belgesi aldıktan sonra mirasçılar, miras bırakanın üzerine kayıtlı olan mallara ilişkin (tapu) kayıtlarını çıkartırlar. Ölenin tapu kayıtlarının çıkartılması ve akabinde bu kayıtların “veraset ve intikal” vergilerinin ödenmesi ile, ölenin malları mirasçıların üzerine elbirliği mülkiyeti ile geçmiş olur. Mirasçılar yapmış olduğu bu işlemler sonucunda murisin mallarına elbirliği (ortak) mülkiyeti ile sahip olmuş olurlar.

Ortak miras malları için yapılacak işlemler bütün mirasçıların muvafakati ile yapılır. Miras bırakanın malları, mirasçıların payları oranında paylaştırılır. Mirasçılar arasında miras kalan mallar üzerinde anlaşmazlık olması halinde ise malların satışına gidilir. Miras kalan bir malın satışı için, bütün mirasçıların muvafakati gerekmekte olup; bir mirasçının dahi satışa rıza göstermediği durumlarda malın satış yoluyla paylaşımı için dava açılmalıdır.

Miras kalan bir evin satışı ile ortaklığın giderilmesi

Ölenin mallarını satmak isteyen mirasçılar, miras kalan taşınmazın satışı noktasında anlaşamadıkları durumlarda taşınmazların “satış yoluyla paylaşımını” isteyebilirler. Taşınmazda elbirliği mülkiyeti ile birlikte hak sahibi olan mirasçılar, taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesini satış yoluyla isteyebilir. Ortaklığın giderilmesi (İzale-i Şuyu) davalarında “veraset ilamı belgesinde yer alan bütün mirasçılar davada taraf olarak bulunmalıdır. Mirasçılardan birinin ölümü halinde veraset ilamında bulunan mirasçıların halefiyet yolu ile mirasçıları davada taraf olurlar. Satışı istenen taşınmazın değeri (kıymet takdiri) ve mirasçılardan her birinin payları belirlendikten sonra ortaklığın, taşınmazın satış yoluyla giderilmesi için karar verilir.

Mirasçıların verilen karara itiraz etmemesi ve verilen kararın kesinleşmesi ile mahkeme tarafından taşınmaz satışa hazırlanır ve söz konusu taşınmaz satışa çıkar. İhale ile artırma yoluyla satışa çıkan “taşınmazı satın almak için ve satılan malın değeri için” paydaşlardan her biri bir miktar para (pey sürebilir) verebilir. Taşınmazın satışı için tekrar kıymet takdiri yapılır. İhale sonucunda taşınmazın satış bedeli, dosyaya yatırıldıktan sonra mirasçılar arasında pay edilir ve mirasçılar arasındaki ortaklık, ihale ile satış yoluyla giderilmiş olur.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Depozito Bedeli Nasıl Kararlaştırılır?

Zaman zaman kiracı ile mülk sahibi arasında tartışmalara neden olan durumlar yaşansa da her iki tarafında kira ilişkisinden kaynaklanan hakları vardır. Özellikle kiracıların en çok merak ettiği soruların başında depozito bedellerinin nasıl belirlendiği gelmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nda “güvence bedeli” olarak bilinen depozito bedeli, kiralanan mülkün zarar görmeyeceğine dair para ya da kıymetli evrak olarak verilen güvence teminatına denir.

Özellikle kiralanan bir taşınmazın tahliye edilme aşamasında depozitoların kiracıya iade edilmemesi gibi birtakım sorunlar çıkmakta ve kiracılar mağdur olmaktadır. Depozitolarını geri alamayan kiracılar da yaşanan bu mağduriyetin önüne geçmek amacıyla depozito bedelinin nasıl geri alınacağını merak etmektedir. Kiracıların korunması amacıyla TBK’nın 342. maddesinde, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından birtakım sınırlamalar getirilmiştir.

TBK’nın 342. Maddesinde “kiracının güvence vermesi” başlığı altında düzenlenen depozito bedeli;

1. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira sözleşmesi ile kiracıya depozito verme borcu getirilmişse, bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz 3 aylık kira bedelinden fazla depozito verilemez.

2. Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.

3. Kiraya veren taraf, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen 3 ay içinde kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini ya da bu durumu bankaya yazılı olarak bildirmediği takdirde depozitoyu banka, kiracının istemi üzerine vermekle yükümlü olup, bu durumda bankanın sorumluluğu da ortadan kalkacaktır.

Kiraya veren, depozitodan kesinti yapar ya da depozitoyu iade etmezse;

Kiraya verenin depozitoda kesinti yapması veya depozitoyu hiç iade etmemesi için kiralanan taşınmazda olağan kullanımın dışında ciddi bir bozulma meydana gelmelidir.

Kiraya verenin depozitodan kesinti yapması veya depozitoyu iade etmemesi durumunda kiracılar kiraya verenin banka hesabına gönderdikleri depozito bedelleri ile ilgili dava açarak ya da icra takibi başlatarak depozito bedelinin iadesini talep edebilirler.

Kiracı sözleşmeye uygun hareket etmeli

Kiracı, sözleşmeye uygun olarak taşınmazı tahliye ettiğini ve anahtarı teslim ettiğini kiraya verene yazılı olarak bildirmelidir. Uygulamada kiracıların depozito bedelini son kiraya mahsup ederek taşınmazı tahliye ettiği görülmektedir. Kiraya veren hukuka aykırı bu durum karşısında, kiracıya karşı icra takibi başlatarak kira alacağını tahsil etme yoluna gidebilmektedir.

Sonuç olarak, taraflar arasındaki kira ilişkisinin sona ermesi ve kiracının taşınmazı tahliye etmesi ile, “vadeli banka hesabında bulunan” depozito bedeli, kira sözleşmenin sona ermesinden 3 ay sonra kiracıya iade edilir. Ancak depozito bedelleri genelde güven ilişkisine dayalı olarak vadeli bir mevduat hesabına yatırılmayıp, kiracılar tarafından ev sahiplerine verildiğinden depozito bedelinin iadesi hususunda sorunlar yaşanmaktadır. Kiracı tarafından taşınmazın tahliye edilip, kiraya verene teslim edilmesi ile, kira ilişkisi sebebiyle bir zararı olmayan mülk sahipleri depozitoyu kiracıya iade etmekle mükelleftir. Kiraya veren depozito bedelini iade etmezse kiracılar, depozitonun iadesi nedeniyle dava yoluna gidebileceklerdir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Evlilik (Mal Rejimi) Sözleşmesi Nedir?

Evlilik sözleşmesi, çiftlerin evlenmeden önce veya evlilik sırasında mal varlıklarına ilişkin yapabilecekleri sözleşmedir. Evlilik sözleşmesi rızai bir sözleşme olduğu için kimse zorunlu bir hale getiremez. Evlilik sözleşmesi, Türk Medeni Kanunu’nda “mal rejimi” adı altında düzenlenmiştir.

Evlilik sözleşmesi kanundaki diğer adıyla mal rejimi sözleşmesi Türk Medeni Kanunu’nun 203. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre eşlerin, evlenmeden önce kendilerine ait olan kişisel malları ve miras payları evlenince de kendi malları olarak kalır. Ancak evlendikten sonra edinilen mallara ise eşler ortak olurlar. Evlendikten sonra edinilen mallara eşlerden birinin daha fazla katkı sağlamış olması durumunda, bu durum hesaplanarak kalan kısım eşit olarak paylaştırılır.

Yasal mal rejimi sözleşmeleri türlere ayrılır. Bunlar; Edinilmiş Mallara Katılma rejimi, Mal Ayrılığı, Paylaşmalı Mal Ayrılığı ya da Mal Ortaklığı rejimleridir.

1.) Mal ortaklığı, evlilik öncesinde ya da evlendikten sonra alınan tüm mallara evlilik sonrasında eşlerin ortak olarak sahip olmasıdır.

2.) Mal ayrılığı, eşlerin kendilerine ait olan şahsi mallarının boşanma sonrasında da kişisel olarak korunması durumudur. Mal ayrılığında, eşler, karşı taraftan herhangi bir mal almayacağı gibi kendi malını da paylaşmaz.

3.) Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşler tarafından evlilik sözleşmesine gerek duymadan yapılan mal paylaşımı türüdür. Eşler tarafından evlilik ile ve evlendikten sonra elde edilen malların boşanmanın gerçekleşmesi ile eşler arasında paylaşılmasına dayanan sözleşmelerdir.

Edinilmiş mallar TMK 219. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bunlar; “Kendi çalışması ve emeği karşılığında kazanmış olduğu mallar, bireysel olarak edinilen mal varlığından elde ettiği kazançlar, çalışabilme yetisini kaybetme sonucu oluşan tazminatlar ve sosyal dayanışma ve yardımlaşmaya ait vakıf, kurum ve kuruluşlardan elde edilen gelirler.” şeklindedir.

Kişisel mallar ise; Eşlerden birinin kişisel kullanımına yarayan malları, Evlenmeden önce eşlerden birine ait olan mallar, Evlendikten sonra eşe miras kalması veya eşin karşılıksız kazanmış olduğu mallar, Eşlerin manevi tazminat alacakları, Kişisel mal olarak kanunda sayılmamış olmasına rağmen kişisel mal kabul edilebilen diğer maddi haklar.

Mal Rejimi (evlilik) sözleşmesi nasıl yapılır?

Evlilik sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için birtakım koşullar bulunmaktadır;

Evlilik sözleşmesi yapacak olan eşlerin öncelikle tam ehliyetli olması gerekir. Akıl hastası, kısıtlı, sınırlı ehliyetli kişiler evlilik sözleşmesi yapamaz. Sınırlı ehliyetsizler ancak veli ya da vasisinin onayı ile bu sözleşmeyi yapabilir. Bu sözleşmeyi yapabilmenin bir diğer koşulu noterde yapılması şartıdır. Evlilik sözleşmesinin noterde ve belirli geçerlilik şartlarının dışında yapılması halinde de evlilik sözleşmesi geçersiz hale gelir.

Şunu da belirtelim ki; TBK’da düzenlenen ve Eşlerin yapacağı mal rejimi sözleşmesi yapılırken kanun hükümlerine, kamu düzenine, genel ahlaka, ve kişilik haklarına aykırı olan ve konusu imkansız olarak sözleşme yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükme uymayan evlilik sözleşmeleri de kesin olarak hükümsüzdür.

Evlilik sözleşmesinin son şartı ise eşlerin imzasının bulunması koşuludur. Eğer ki eşlerden birinin ehliyetinin bulunması durumu var ise, ehliyetsiz olan kişinin yasal temsilcisi imza atmak zorundadır.

Av. Osman Talha YILDI

Makaleler
İkale Sözleşmesi Nedir?

İş hayatında adını çok defa duyduğumuz ikale sözleşmesi, iş sözleşmelerinin fesih türlerinden bir tanesidir. İşçi ile işveren arasında yaşanan sorunların önüne geçmek için her iki tarafı da bağlayıcı nitelikte olan ikale sözleşmesi, tarafların karşılıklı anlaşması sonucunda sözleşmenin feshedilmesini sağlar. Peki, ikale sözleşmesi nedir? Sözleşmeyi yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

İkale sözleşmesi; İşveren ve işçinin karşılıklı anlaşarak iş sözleşmesini sona erdirme anlaşmasına denir. Kısaca, bir sözleşmenin her iki tarafın anlaşması ile ortadan kaldırılmasıdır. Taraflar, yapmış oldukları bu yeni sözleşme ile birlikte mevcut sözleşmeyi ortadan kaldırır ve bunun için bu sözleşmelere ikale yani bozma sözleşmesi adı verilir.

İkale Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları Nelerdir?

Aralarındaki iş ilişkisini, “taraflardan her biri” bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirebilir. Ancak taraflar bir başka yol olan karşılıklı anlaşma yoluyla da iş ilişkisini sona erdirebilirler. Taraflar arasında yapılan ikale sözleşmesi ile işçilere toplu ödemeler yapılır, işçiler de yapılan bu ödemeler karşısında dava açma hakkından feragat eder. Ancak işveren tarafından bu toplu ödemelerin yapılmaması durumunda ikale sözleşmeleri geçersiz olacaktır.

İkale sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için;

1-) İkale sözleşmeleri şarta bağlı olarak yapılamaz. İhtirazi kayıtlar yani fazlaya ilişkin dava açma hakkı da buna dahildir. Ancak ikale sözleşmelerine cezai şartlar eklenebilir. İkale sözleşmelerine eklenecek cezai şartların da işçi aleyhine aşırılık ihtiva etmemesi gerekir.

2-) İşveren tarafından, işçiye baskı altında imzalatılan ikale sözleşmeleri de geçersizdir. İşçiyi korkutarak, yanıltarak, ya da işçinin iradesini fesada uğratarak imzalatılan ikale sözleşmeleri geçersizdir. Bu gibi durumların varlığı halinde ise ikale sözleşmesi iptal edilebilir. Ancak ikale sözleşmesi imzalarken baskı altında kaldığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

3-) İkale Sözleşmelerinde işçinin makul yararının göz önünde bulundurulması gerekir. İşçi yararına yorum ilkesi gereğince; İşçi ile işveren arasında ikale sözleşmesi imzalanırken işçi lehine makul bir yararın olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. İşçinin bu sözleşmeyi imzalamasında hiçbir yararının olmaması durumunda, ikale sözleşmesi geçersiz hale gelir.

İkale sözleşmesi yapma teklifi işçiden gelirse işçinin kıdem, ihbar gibi ücret alacakları işveren tarafından ödenmelidir. İkale sözleşmesi teklifinin işçiden gelmesi ve yapılan bu teklifte irade sakatlığı durumunun olmaması durumunda ise işçiye kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti gibi yasal işçilik haklarının dışında ek bir menfaat sağlanmasına gerek yoktur. Bu teklif işveren tarafından yapılmışsa, işçinin bütün ücret haklarının verilmesi ve bunun yanında işçiye ek bir ödeme yapılması da gerekir.

Sonuç olarak, ikale sözleşmeleri iş sözleşmesini sona erdirir. İşçiler bunun yanı sıra “geçerlilik şartlarına uygun bir ikale sözleşmesi yapılırsa” (işçinin makul bir yararının bulunması ve işçinin iradesi baskı altına alınmadan kendi özgür iradesi ile karar vermiş olması) işe iade davası açamayacağı gibi ikale sözleşmesi yapıldığı tarihte işçinin iş sözleşmesi de sona erer. İkale sözleşmelerinin geçerlilik şartlarını sağlamadığı durumlarda sözleşme, işveren tarafından feshedilmiş sayılır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Sosyal Medya Aracılığı ile İşlenen Cinsel Taciz Suçu ve Cezası

Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Sosyal medyanın sağladığı kolay iletişim zaman zaman sorun haline gelebiliyor. Özellikle Whatsapp, İnstagram, Facebook gibi sosyal medya uygulamalarında cinsel taciz ve bunun gibi birçok suçun işlenmesi de kolaylaştı. Yapılan paylaşımlar, yorumlar ve bu paylaşımlar üzerinden yazılan mesajlar, kimi zaman hukuka aykırı ifadeler içermekte ve bu ifadeler suç teşkil edebilmektedir. Kişilik haklarının, sosyal medya aracılığı ile ihlal edilmesi birtakım hukuki ve cezai sonuçlar doğurmaktadır. Kişilik hakkı ihlal edilen kişiler de mahkemelerde hak arama yoluna gidebilmektedir.

Hangi suçlar sosyal ağlar aracılığı ile işlenebilir?

Sosyal medya aracılığı ile işlenen suçlar; “hakaret, tehdit, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma, cinsel taciz, şantaj, nefret ve ayrımcılık, haberleşmenin engellenmesi, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşmenin dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, nitelikli dolandırıcılık, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, hayasızca hareketler, müstehcenlik, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama, iftira, bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması.” Bu haftaki yazımızda ise yukarıda saymış olduğumuz suçlardan, sosyal medya aracılığı ile işlenen cinsel taciz suçunu ele alacağız.

Cinsel taciz suçunun cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 105. Maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçu; “Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına; fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde ise altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” Şeklinde düzenlenmiştir. Ancak suçun; Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır ve Suçun teşhir suretiyle işlenmesi halinde ise ceza yarı oranında artırılır.

Taciz fiili nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.” Şeklinde düzenlenen 2. fıkra hükmünde ise elektronik ortamda işlenen deyimi ile cinsel taciz suçunun, sosyal medya aracılığı ile işlenmesini de kapsayan daha ağır cezanın verilmesi hali hüküm altına alınmıştır.

Cinsel taciz suçunun mağdurunun vücut bütünlüğünün hiçbir şekilde ihlal edilmemesi, ancak vücuduna dokunulmaksızın cinselliğinin hedef alınarak mağdura sarkıntılık yapma, söz atma şeklinde işlenebilmesi mümkündür. Bir kimsenin vücuduna dokunma suretiyle işlenen suç, cinsel taciz suçu olmayıp, cinsel saldırı suçunu oluşturur.

Sosyal medya aracılığı ile cinsel taciz suçu, mesaj gönderme, yorum yapma şeklinde işlenebileceği gibi; öpücük atmak, el hareketi yapmak, cinsel ilişki teklif etmek gibi eylemlerle de işlenebilir.

Cinsel taciz suçunu oluşturan sözlere örnek vermek gerekirse;

Dudakların çok güzelmiş, evde misin geliyorum, yerim seni tanışalım mı, gece yarısı farklı zamanlarda defalarca arayarak “seni seviyorum, yanına geliyorum, senin için yanıyorum, eriyorum, sana aşığım” ve bunun gibi sözler söylemek bu suçun oluşmasına vücut verir. Ancak ahlak çerçevesi içerisinde söylenen sözler veyahut karşılıklı söylenen sözler cinsel taciz suçunu oluşturmayacaktır.

Bu suçun işlenmesi halinde 6 ay içerisinde savcılığa şikayet edilmesi gerekirken, sosyal medya aracılığı ile işlenen cinsel taciz suçunda nitelikli hal yani cezayı artıran sebepler bulunduğundan, bu suçun işlenmesinde şikayet aranmayacak olup savcılık makamınca re’sen soruşturma başlatılacaktır. Kısaca sosyal medya aracılığı ile işlenen cinsel taciz suçu şikayete tabi olmayıp; dava açılması için mağdur şikayet hakkını 8 yıl içinde (zaman aşımı süresinde) kullanabilecektir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Ücreti Zamanında Ödenmeyen İşçinin Hakları Nelerdir?

İşverenler, çalışma hayatında yanında çalışan işçilerden iş gücü anlamında daha çok verim beklerken işçiler, bunun doğal bir karşılığı olarak ücret alacaklarını talep etmektedir. Ücreti zamanında ödenen işçiler daha verimli çalışırken, zamanında ücretlerini alamayan işçilerin hem çalışma performansları düşmekte hem de bu işçiler, ücret alacakları konusunda haklarını arama yoluna gitmektedir. Özellikle pandemi döneminde, evden çalışmanın da etkisiyle işverenler giderlerin azalması ve kar elde etme amacıyla işçilerin ücretlerini azaltarak tasarruf etme yoluna gittiler. Bu durum karşısında işçiler, işverenlerinden ne gibi haklarını talep edebileceğini ve zamanında ödenmeyen ücret alacaklarına nasıl hak kazanacaklarını merak ediyor.

İşçi ile işveren arasında kurulan iş ilişkisinin doğal bir sonucu olarak edimini yerine getiren işçinin ücret hakkı doğar. Bir işin zamanında tamamlanması ve işçi tarafından işverene karşı yükümlülüklerinin yerine getirilmesi sonucunda işçi de ücretinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesini ister. İşçi ücretinin ne zaman ödeneceğine ise hem Borçlar Kanunu, hem de İş Kanunu hükümlerinde yer verilmiştir.

İş sözleşmelerinde işçi ücretinin ödeme zamanı ayın herhangi bir günü olarak kararlaştırılabileceği gibi, işçi ücretlerinin “sözleşmede ücretin ödeneceğine dair bir günün kararlaştırılması halinde” sözleşmelerde belirtilen günlerde ödenmesi gerekir. Ancak işçi ücretlerinin ödeme zamanının bir aylık ödeme süresini de aşmaması gerekir.

İş sözleşmelerinde işçinin ücretinin ne zaman ödeneceği belirtilmemişse ya da işveren ile işçi arasında herhangi bir iş sözleşmesi yok ise işçinin ücreti, çalıştığı ayın son günü veya en geç çalıştığı ayı takip eden ayın ilk iş günü ödenmelidir. Kanun hükümlerine göre ücret ödeme zamanı olarak “aksine bir hüküm bulunmadıkça her ayın son günü” ödeme günü olacak şekilde belirlenmiştir. Peki ücreti zamanında ödenmeyen işçinin hakları nelerdir?

1-) İşçi, iş akdini tek taraflı feshedebilir. Kıdem tazminatı ve diğer haklarını talep edebilir.

2-) Ücret ödeme süresinin 20 günü geçmesi halinde iş görme borcunu yerine getirmeme hakkına sahiptir.

3-) Ücreti geç ödenen işçi işten çıkartılamaz ve yaptığı iş, işveren tarafından başkasına yaptırılamaz.

4-) İşçiye zamanında ödenmeyen bütün ücretler, o günün en yüksek faiz oranı baz alınarak ödenir.

5-) İşçinin ücretini alamaması sebebiyle “iş görme borcunu yerine getirmemesi” grev olarak değerlendirilemez.

İşçinin ücret alacağının birden fazla kez geç ödenmesi

İşveren, işçinin ücretini “kanun ve/veya sözleşme şartlarına göre hesap etmez veya ödenmezse” işçi, iş sözleşmesini haklı sebep ile feshedebilir. Bunun sonucunda işçi, hizmet akdini kendisi feshetmiş olsa dahi kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

İş Kanunu 34. Maddesi hükmüne göre “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir” işçi, haklı nedenle derhal fesih hakkını da kullanabilir. İşçi ücretlerinin, ücret ödeme gününden (20 günden) fazla geciktirilmesi halinde işçiler, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir.

İşçinin ücretinin geç ödenmesi nedeniyle işçi, iş akdini haklı nedenle feshedebilir ancak, işçi bu hakkı kullanırken dürüstlük kuralına aykırı davranmaması gerekir. Ancak İşçinin “uzun yıllar çalışmakta ve ücretini zamanında almakta olduğu bir iş yerinde” işçi ücretinin (bir defaya mahsus) geç ödenmesi sebebi ile iş akdini haklı nedenle feshetmesi, hakkın kötüye kullanılması nedeniyle ahlak kurallarına aykırı olacaktır.

Sonuç olarak işçi; maaş, fazla çalışma ve bunun gibi ücret alacaklarını zamanında alamaması sebebiyle iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabileceği gibi, haklı nedenle iş sözleşmesini fesih hakkını kullanarak kıdem tazminatı alacağına da hak kazanabilecektir ancak işçinin, iş yerindeki çalışma yükümlülüklerine ve işverene karşı dürüst davranma ilkesi gereğince bu hakkı kötüye kullanmaması gerekir.

Av. Osman Talha YILDIZ

This function has been disabled for Avukat Osman Talha Yıldız.

Yardıma mı ihtiyacınız var?