admin

Makaleler
Maaşın Elden Ödenmesi Suç Mudur?

İşyerlerinde işçi-işveren ilişkisi içerisinde işçi bakımından hukuka aykırı sonuçlar doğuran birtakım süreçler yaşanıyor. Bunların başında ise maaşın elden ödenmesi geliyor. Maalesef günümüzde birçok işveren işçi ücretlerinin bir kısmını elden ödüyor. İşçiler bu duruma her ne kadar karşı çıksa da işverenler daha az vergi ödemek için bu yolu tercih ediyor. Bu haftaki yazımızda işçilerin maaşının elden ödenmesinin, işverene ne gibi suç, yaptırım ya da cezaları beraberinde getireceğini açıklamaya çalışacağız.

Maaşı Düşük Gösterilen İşçinin Hakları

İş sözleşmesi sona eren işçinin kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai alacakları gibi ücretleri resmi maaş üzerinden hesaplanır. İşçinin almış olduğu ücret eksik olarak hesaplanan (kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma, izin gibi ücret alacakları için) işçiler, haklarını arama noktasında SGK’ya başvuru yaparak, bu durumu şikayet edebilir ve iş mahkemelerinde dava açabilirler. Bordrosu, işveren tarafından usulsüz şekilde düşük gösterilen işçi de iş sözleşmesini haklı fesih hakkını kullanarak feshederek, tazminat talep edebilir.

Ücret alacaklarının eksik ödenmesi nedeniyle iş mahkemelerine dava açan işçiler, gerçek ücretlerini talep edebilmek için ispatla mükelleftir. Ücret alacaklarının eksik ödendiğinin iş mahkemelerinde ispatı noktasında işçiler;

1-) Tanık beyanları,

2-) İşçinin çalıştığı iş yerinde yapmış olduğu görevinin niteliği,

3-) Maaşının bordroda gösterilenden az olması,

4-) Emsal ücret araştırması,

gibi sebepleri iş mahkemelerinde delil olarak kullanılabilir. İşçinin elden almış olduğu maaş ya da ücretin dava sürecinde ispatlanması halinde ise işçi kıdem ve işçilik alacaklarını almaya hak kazanır.

İşçi Maaşını Elden Ödemenin Yaptırımı

İşverenlerin, İşçi ücretlerini Vergi Dairelerine ve SGK’ya düşük bildirmesi birtakım yaptırımlara tabiidir. Bir işyerinde 1 ay boyunca çalışan bir işçinin bordroda eksik olarak çalışmış gösterilmesi ve işçinin ücretinin düşük gösterilerek eksik prim ödenmesi gibi kayıt dışı durumlara karşı yaptırımlar uygulanır.

İşçi aleyhine düşük bordro düzenlenmesi, işçinin ücretinin düşük olarak gösterilmesi gibi usulsüz uygulamalara işverenlerce başvurulması halinde “işyeri SGK kayıtlarının sorgulanması ve incelenmesi sonucunda” asgari ücretteki artış tutarını elden alan kişilere idari para cezası ve beş yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılır.

İşçiler eksik yatan ücret alacakları konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ALO 170 çağrı merkezine bildirimde bulunulabilirler. İşçiler aynı zamanda yazılı olarak da bulunduğu ildeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü’ne de başvuru yapılabilir.

Yapılan denetimler ve işçi tarafından açılacak davalarda işçi ücretlerinin gerçek ücret üzerinden bildirilmediğinin tespiti halinde; İşverenin elden ücret ödediği her ay için işyerine iki asgari ücret tutarında idari para cezası yaptırımı uygulanır. Yapılan denetimler sonucunda tespit edilen eksik ücret ödemeleri için, ücret bordroları ve işyeri yevmiye defteri geçersiz sayılır ve işyerine idari para cezası uygulanır. Ayrıca elden ödeme yapıldığının tespiti ile işyerinin almış olduğu asgari ücret desteği iptal edilir ve ödenen tutarlar SGK’ya iade edilir. İşverenler SGK’ya ve vergi dairelerine eksik bildirdiği primleri faizi ile geri ödemek zorunda kalır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Aciz Vesikası Nedir? Nasıl Alınır?

İcra davalarında aciz vesikası kavramı, sık sık karşımıza çıkar. Özellikle borcunu alamayan alacaklılar, borcun tamamını nasıl tahsil edeceği noktasında sorun yaşıyor. Bu sorunun çözümünde en hızlı yolların başında icra takipleri geliyor. İcra takibinin başlatılması ve sonucunda bu takibin kesinleşmesi ile alacaklı, icra takip borçlusunun banka hesabına, taşınır taşınmaz mallarına haciz koyabiliyor. Ancak borçlunun banka hesabının olmaması, borçlunun üzerine kayıtlı herhangi bir mal varlığının olmaması ya da borçlunun mallarının alacaklıya olan borcunu ödemeye yeter miktarda olmaması durumunda aciz vesikası alınması gerekiyor.

Aciz vesikası, borçlunun bütün mal varlığının alacaklı tarafa olan borcunu ödemeye yetmediğini ispatlamak için kullanılan belgedir. Aciz vesikası (belgesi) kesin aciz vesikası ve geçici aciz vesikası olmak üzere ikiye ayrılır.

Borçlunun mallarının haczedilmesi ancak alacağa yeterli malının olmaması nedeniyle alacağını alamamış alacaklıya icra memuru tarafından aciz vesikası belgesi verilmezse, icra memuru şikayeti yapılabilir. Aciz vesikası ile borçluya ait malların satılmasını alacaklı da borçlu da talep edebilir. İcra memuru tarafından borçluya yapılan haciz sonucu düzenlenen aciz vesikası belgesinin verilmesi harca tabi değildir.  Borçlu tarafından aciz vesikası istenmesinin sebebi ise, borçlunun borcuna işleyen faizin durmasını sağlamak amacıdır.

Geçici aciz vesikası nedir?

Borçlunun haczedilen mallarının icra takibindeki alacağa yetmemesi sonucunda düzenlenen haciz tutanağına geçici aciz vesikası denir.

Borçlunun haczedilen mallarının borcun tamamına yetmemesi durumunda icra memuru bunu haciz tutanağında belirtir ve icra memuru, malların değerini de belirler. Borçlunun mallarının haczi yapılırken düzenlenen tutanak geçici aciz belgesi olarak nitelendirilir. Ayrıyeten bir borç ödemeden aciz belgesi düzenlenmesi gerekmez.

Kesin aciz vesikası nedir?

Kesin aciz vesikası verilebilmesi için; borçlunun haczedilen mallarının satılması gerekir. Alacaklıya ise satış sonrası bedelin paylaştırılması gerekir. Alacağının tamamını alamayan alacaklıya da kesin aciz vesikası verilir.

Kesin aciz vesikası verilebilmesinin bir diğer yolu ise; borçluya yapılan haciz işleminde borçlunun haczedilebilir hiçbir malının bulunmaması durumunda bu durumu haciz zaptı ile tutanak altına alınması durumunda verilen belge de kesin aciz vesikası hükmündedir.

Kesin aciz vesikasının verilmesinde borçlunun hacze ilişkin mallarının satışı yapılmış ve satış bedelinin alacaklılara verilmiş olması gerekir. Alacaklı taraf satış talebinden feragat edemeyeceği gibi, feragat ederek kendisine aciz vesikası verilmesini de isteyemez.

Aciz vesikasının sonuçları

Kesin aciz vesikası, “borç ikrarını içeren bir senet olarak” kabul edilir. Aciz vesikası alan alacaklı, yeni bir icra takibi ile söz konusu alacağını talep ederse ve borçlu bu alacağa itiraz ederse alacaklı aciz belgesine dayanarak borçlunun itirazını kaldırtabilir. Alacaklı kesin aciz vesikası ile borçluya karşı iptal davası açarak yapılan tasarrufun iptalini isteyebilir. Alacaklı aciz vesikası ile borçluya yapılan başka hacizlere de iştirak edebilir.

Aciz vesikasının borçlu açısından yararı ise, aciz vesikasının verilmesinden sonra borçlu aleyhine faizler duracak ve işlemeyecektir. Kesin aciz vesikasındaki borç için zamanaşımı süresi yirmi yıl olup, alacaklı yirmi sene boyunca borçludan aciz vesikasında gösterilen borcu talep edebilecektir.

Sonuç olarak aciz vesikası, borcunu ödemeyen borçlu aleyhine başlatılan icra takibi sonucunda borçlunun mallarının haczedilmesi ile alacaklının alacağını eksik ya da hiç alamadığı ya da borçlunun haczedilebilir hiçbir malının olmadığı durumlarda verilen bir belge olarak nitelendirilebilir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
İcradan Çocuk Teslimi Kalktı mı?

“İcradan çocuk teslimi kalktı mı?” bu konu boşanan eşler tarafından sıkça araştırılıyor. Bilindiği üzere bu durumla ilgili İcra ve İflas Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler arasında 1932 yılında getirilen “icra ile çocuk teslimi” de bulunuyor. Yıllardır uygulanan bu sistemde birçok sorunlar nedeniyle yeni bir düzenleme getirildi.

İcra takibi başlatan alacaklı taraf, (anne ya da baba) borçlu olan diğer eşe icra yolu ile çocuk teslimi için tebligat gönderiyordu. İcra dairesi aracılığı ile borçlunun evine giden alacaklı, çocuk teslimi için memur ve pedagog eşliğinde borçlunun kapısını çalıyordu. Bu durum hem ebeveynler tarafından hem de çocuklar için travmaya neden olabiliyor. Bu nedenle kanunun yasalaşmasıyla birlikte Aile Mahkemeleri tarafından verilen çocuk teslimi işlemleri, icra dairelerinden alınarak Adalet Bakanlığına verildi.

Çocuk teslimi nasıl yapılacak?

Kanuna göre, çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararları, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde hak sahibi, ilam veya tedbir kararının yerine getirilmesi için adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurabilecek.

Talebi alan müdürlük, her türlü iletişim vasıtasını kullanarak yükümlüyle irtibata geçecek ve yine müdürlük tarafından belirlenen gün ve saatte hak sahibine teslim edilmek üzere çocuğun belirlenen yere getirilmesini derhal bildirecek, bu bildirimin yapıldığını veya yükümlüyle irtibat kurulamadığını tutanağa bağlayacak.

Yükümlü çocuğu getirmeyeceğini beyan ederse yahut çocuğu belirlenen yere getirmezse müdürlük, derhal yükümlüye, çocuğun teslimine dair bir teslim emri gönderecek. Müdürlüğün belirlediği yere getirilen veya yükümlünün haklı mazereti nedeniyle müdürlükçe alınan çocuk, hak sahibine teslim edilecek. Çocukla uygulanan kişisel ilişki süresinin sona ermesi ile ortak çocuk hak sahibine geri verilecek. Çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde müdürlük, yükümlüyle irtibata geçmeye veya teslim emri tebliğine gerek olmaksızın bu hükümleri uygulayacak.

Çocuk teslimi nerede olacak?

Diğer eş ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişki, müdürlük tarafından belirlenen teslim yerlerinde gerçekleştirilecek. Teslim işlemi adına valilik ve belediyeler tarafından araç tahsisi, sürücü görevlendirilmesi gerçekleştirilecek.

Çocukla kişisel ilişki kurulması esnasında, çocuk teslimi gerçekleşmezse alacaklı tarafından 1 ay içerisinde yapılacak şikayet üzerine, fiil suç teşkil etse de 3 aya kadar disiplin hapsi uygulanır.

Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Kararın, yerine getirilmesine muhalefet edilmesi halinde ise alacaklı yanca 1 ay içerisinde yapılan şikayet ile borçlu aleyhine 3 günden 10 güne kadar disiplin hapsi uygulanır.

İlk aykırılıkta danışmanlık tedbiri!

Kanunla birlikte, çocukla kişisel ilişki kurulması işlemlerinin çocuğun üstün yararını koruyacak şekilde yerine getirilebilmesi amacıyla müdürlüğün önerisi üzerine aile mahkemesince, çocuk, hak sahibi veya yükümlü hakkında danışmanlık tedbiri uygulanmasına karar verilebilecek. Yükümlünün teslim emrine ilk aykırı hareketinde müdürlük yükümlü hakkında danışmanlık tedbiri uygulanmasını aile mahkemesinden talep edecek. İlam veya tedbir kararını rızasıyla yerine getirdiğini iddia eden yükümlü, yapılan bildirimin veya bu bildirim yapılamamışsa gönderilen teslim emrinin haksız olduğunu, süresi içinde şikayet yoluyla ileri sürebilecek. Çocuğun yerleşim yerinin değişmesi halinde dosya re’sen ilgili yer müdürlüğüne gönderilecek ve ilgili müdürlük işlemlere kaldığı yerden devam edecek. Bu müdürlük, dosyadaki teslim emri kapsamında sadece teslimin gerçekleştirileceği yeni yeri yükümlüye tebliğ edecek. Teslim yeri değişikliği hak sahibine her türlü iletişim vasıtasıyla bildirilecek.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Kamudan ihraç edilen emekli olabilir mi?

Belirli sebeplerden dolayı memurluktan ihraç edilen kişilerin en çok merak ettiği konuların başında ‘Kamudan ihraç edilen emekli olabilir mi?’ sorusu geliyor. Kamu görevlisinin memuriyetten ihraç edilmesi durumunda, “memurluk hakları ile emeklilik haklarının” nasıl etkileneceği kafalarda soru işareti oluşturmaya devam ediyor. Bu yazımızda ihraç edilen devlet memurunun memuriyet hakkını kaybetmesi ve bu durumun sonraki süreçte emeklilik haklarını nasıl etkileyeceğini açıklamaya çalıştık.

Kamu görevlisi olarak görev yapan bir memurun ihraç edilmesi için birtakım nedenlerin varlığı gerekir. Memurluk görevinden ihraç olma durumu memurun, devlet memurluğu şartlarını taşımadığı hallerde ortaya çıkar. Memurlar, hukuka aykırı davranışları sebebiyle alacakları bir ceza ile görevden ihraç edilebilirler.

Memurun görevden ihraç edilmesi halinde kamu görevlisi memur, ihraç işlemine karşı haklarını savunmak adına başvuru yapabilir. İhraç edilen memurlar aynı zamanda hukuki bir süreç başlatarak idari yargı yoluna gidebilir. Yapılan başvuru neticesinde açılan davada idare tarafından hatalı bir karar verildiğinin ortaya çıkması ile memur lehine “ihraç işleminin geri alınması” mümkün hale gelir.

Kamudan ihraç nedeni sayılan suçlar

Kamu görevlisinin memurluk görevinden ihraç edilmesine sebep olan suçlar; Anayasal düzene karşı işlenen suçlar başta olmak üzere; siyasi partiye üye olmak, amirlerin emrine uymamak, yüz kızartıcı hareketlerde bulunmak, gizli bilgi açıklamak, yurt dışında devletin itibarını zedeleyecek eylemler yapmak, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama, kaçakçılık, hırsızlık, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma, rüşvet, irtikap, yolsuzluk, zimmet, hileli iflas, resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçları, parada sahtecilik, kıymetli evrakta sahtecilik, mühürde sahtecilik gibi suçların memur tarafından işlenmesi halinde memurların görevden ihraç edilmesi söz konusu olur.

Emekli maaşı almak için nereye başvuru yapılır?

İhraç edilen bir kamu görevlisi memurun, emekli olabilmesi için SGK’ya başvuru yapması gerekir. Kamu görevlileri emekli oldukları halde maaşlarının verilmemesi durumunda ise idare mahkemelerinde dava açmaları gerekir.

Memurluk görevinden ihraç edilenler genel olarak emekli sandığına tabi olarak çalıştığı için, Emekli Sandığı Kanunu uyarınca emekli ikramiyelerini alabilirler. Ancak ihraç edilen kamu görevlileri tarafından SGK’ya emekli ikramiyesi talebiyle yapılan başvurular SGK tarafından reddedildi.

Danıştay ise bu konu ile ilgili; “Memurun bütün hizmet sürelerinin memur olarak yapması durumunda emekli ikramiyesi almasına yönelik” karar verdi. Kararda; Kamu görevinden ihraç edilen kişilerin emekli ikramiyelerini alabilmeleri için SGK’ya başvuru yapan kişilerin başvurularını SGK, başvurulara KHK’ları gerekçe göstererek reddetti. Ancak 2019 yılına kadar KHK’lıların yaptığı başvuruları reddeden SGK’nın bu başvuruları reddetmesi idare mahkemesine taşındı. Danıştay vermiş olduğu kararında kendisine emekli aylığı bağlanmış ancak Bağ Kur, SSK gibi hizmet birleştirmesi olduğu için emekli ikramiyesi alamayan KHK’lılara bu haklarını geri verdi.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Mahkumlara af çıkacak mı?

Son dönemde genel af meselesi hem mecliste hem de sosyal medyada çok konuşulan bir durum haline geldi. Özellikle mahkumlar ve mahkum yakınları (aileleri) tarafından merak edilen “2022 yılında genel af çıkacak mı?”  sorusu bir hayli araştırılıyor. Bizde bu yazımızda “genel af nedir? 2022 yılında genel af çıkar mı?” gibi soruların cevaplarını açıklamaya çalışacağız.

Genel ve özel af nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 65. maddesinde hüküm altına alınan genel af, kamu davasının düşmesi veya ceza mahkumiyetinin ortadan kalkması sonucunu doğurur. Belirli bir suça karşı çıkartılan genel af, hükümlü hakkında verilen hapis ve para cezaları için uygulanır. Memur hakkında verilen disiplin cezalarını ortadan kaldıran genel af ile, adli sicil (sabıka) kaydındaki suçlar da çıkartılır. Savcılık tarafından başlatılan soruşturmaları takipsiz bırakan genel af, ceza mahkemelerinde görülen davaları da düşürür ve bunu sonucunda sanık hakkında kesinleşen mahkumiyet kararları tam anlamıyla ortadan kalkar.

Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen özel af ise, sanık hakkında kesinleşmiş hapis cezasının cezaevinde infaz edilmesinden vazgeçilmesi, süresinin azaltılması veya hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesini sağlar. Özel af, yalnızca hapis cezası için uygulanabilir. Yani infazı kesinleşen hapis cezasının ortadan kaldırılması veya para cezasına dönüştürülmesini sağlar.

Genel af, siyasi partiler tarafından TBMM’ye sunulacak bir teklif ve bu teklifin kabul edilmesiyle mümkün olur. Af çıkartma yetkisi, TBMM Genel Kurulunda üye tam sayısının 3/5 (beşte üç) çoğunluğunun kararı ile gerçekleşir.

Genel af 2022 yılında çıkar mı?

Sosyal medyada çok fazla konuşulan genel af çıkar mı sorusu 2022 yılında da gündem oldu. Genel af ile ilgili herhangi bir çalışma, henüz gündeme alınmazken, resmi bir açıklama da yapılmadı. Bu konuda, henüz gündeme gelen bir af durumu söz konusu değil. Fakat özellikle meclisteki bazı milletvekilleri af konusunu zaman zaman gündeme getirerek konuyla ilgili çalışmalar yapıyor.

En son af yasası ne zaman çıktı?

TBMM Genel Kurulunda üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile kabul edilen af yasası, en son Nisan 2020’de meclise sunulmuş ve kabul edilmişti.

TBMM tarafından kabul edilen ve yasalaşan af teklifi “ Kadına şiddet suçu, uyuşturucu madde ticareti suçu, adam öldürme (cinayet) suçu ve cinsel suçların dışında kalan suçlar için cezaların yarısı oranında indirim şeklinde uygulandı. Örgüt kuran, yöneten ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların cezaları ile canavarca hisle kasten yaralama suçunu işleyen kişilere verilen cezalar ise artırıldı.

Af kanununun çıkması ile hakkında infaz hükmü bulunan 90 bin mahkum af kanunundan yararlandı ve af kanun teklifin yasalaşmasından sonraki ilk hafta 45 bine yakın mahkum da tahliye edildi. En son Nisan 2020 de çıkan af yasası, 2022 yılında da mecliste gündeme gelebilecek konular arasında yer alıyor.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Ölen Kişinin Maaşı (Ölüm Aylığı) Nasıl Alınır?

Hayatın bir gerçeği olan ölüm, birtakım sorunları ve bu sorunlara çözüm arayışlarını beraberinde getiriyor. Cenaze işlemlerinin bitiminden sonra, “ölenin eşi, çocuğu gibi hiçbir geliri olmayan yakınları” ölenin maaşının nasıl ve ne kadarını alabileceğini merak ediyor.

Halk arasında ölenin maaşı olarak adlandırılan ölüm aylığını, sigortalının ölümü ile “hak sahibi olan eş veya çocuklarına bağlanan aylık” olarak ifade edebiliriz. Ölenin eşi, babası, annesi, çocukları “ölüm aylığı” adı altında ölenin maaşından bir miktar kesinti yapılarak ölüm aylığı alabilir. Ölüm aylığı almak isteyen hak sahipleri, ölenin ölüm tarihini gösteren bir belge ve Sosyal Güvenlik Kurumlarına verilecek dilekçeyle ölüm aylığı başvurusu yapmalıdır. Ancak ölüm aylığı başvurusu yapabilmek için, ölen sigortalının “ölüm tarihinin” nüfus kütüğüne işlenmiş olması gerekir.

Ölüm aylığı almanın şartları nelerdir?

Ölen kişinin maaşını almak için birtakım şartlar bulunur. Ölen sigortalının ölüm aylığının hak sahiplerine bağlanabilmesi için;

1-) En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması,

2-) 4/1-(a) sigortalıları için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş, olması şartıyla bağlanır.

Hangi belgelerle ölüm aylığı başvurusu yapılır?

Ölüm aylığı başvurusu yapabilmek için öncelikle ölüm aylığı talep dilekçesi yazılmalıdır. Sonrasında sırasıyla; veraset ilamı, vukuatlı nüfus kayıt örneği, nüfus cüzdanı fotokopisi, iki adet fotoğraf, başvuruda bulunacak olan hak sahibinin sigortalı olmadığına dair e-devlet çıktısı, banka hesap numarası, çocuklar için öğrenim belgesi, çalışan ve maaş alan eş ya da çocuklar için gelir belgesi, malul çocuklar için sağlık kurulu raporu, hak sahipleri için beyan ve taahhüt belgesi ile ölüm aylığı başvurusu yapılır.

Ölüm aylığı başvurusu nasıl yapılır?

Ölen kişinin maaşını alabilmek için yapılan ölüm aylığı başvuruları, SGK ve Emekli Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne yapılır. Bağ-Kur emeklilerinin başvuruları ise SGK il/ilçe müdürlüklerine yapılır. Söz konusu başvurular e-devlet üzerinden de yapılabilir.

Bu belgeler ile yapılan başvuru sonucunda ölüm aylığı bağlanan kişilere, Sosyal Güvenlik Kurumu, “ölen sigortalının aylık ve maaşının ödendiği tarihte” her ay ödeme yapar. Sigortalının ölümü ile hak sahibi olan kişilere bağlanan bu aylıklar, bu kişiler adına başvuru sırasında yazılan banka hesaplarına yatırılır.

Ölen kişinin çocuklarının ölüm aylığı almasının şartları nelerdir?

Ölenin erkek çocuğuna ölüm aylığı bağlanabilmesi için, evli olup olmadıklarına bakılmaksızın, erkek çocukların üniversiteye gitmeleri halinde 25 yaşını doldurmamış olmaları, ortaöğretimde okumaları durumunda 20 yaşını doldurmamış, herhangi bir eğitim kurumunda öğrenim görmemeleri halinde ise 18 yaşını doldurmamış olmaları, yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmıyor olmaları ve sigortalı olmamaları, sigorta nedeniyle aylık bağlanmamış olması şarttır.

Ölenin kız çocuklarının ölüm aylığı alabilmesi için, erkek çocuklarda oldupu gibi yaş veya öğrenim durumu şartı yoktur. Ölenin kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için, yabancı ülke mevzuatı kapsamında çalışmıyor olmaları, sigortalı olması nedeniyle aylık bağlanmamış olması, evli olmamaları veya boşanmış ya da dul olmaları şarttır.

Son olarak, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından, Sağlık Kurul kararı ile çalışma gücünü % 60 oranında yitirdiği tespit edilen çocuklara da; evlilik, yaş veya cinsiyet kriterlerine bakılmaksızın, ölüm aylığı bağlanır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Velayet Hakkı Nedir? Velayet Kimlere Verilir?

Boşanma davalarında velayet kime verilir, velayetin kime verileceği nasıl belirlenir gibi sorular sıkça merak edilip araştırılıyor. Velayet hakkı, 18 yaşını doldurmamış olan çocuğun yetiştirilmesi, gelişimi, menfaatlerinin korunması gibi nedenlerle anne ve babanın müşterek çocuk üzerinde sahip olduğu bir haktır.

Evlilik devam ettiği sürece 18 yaşını doldurmamış olan müşterek çocuk üzerindeki velayet hakkı anne ve babaya aittir. Velayet hakkının devredilmesi ya da velayet hakkından feragat edilmesi mümkün değildir. Boşanma davası açıldığı zaman ise müşterek çocuğun velayeti hakim tarafından çocuğun menfaati ve üstün yararı gözetilerek ebeveynlerden birisine bırakılır. Burada en önemli olan husus, çocuğun menfaatinin ön planda tutulmasıdır.

18 yaşını tamamlamamış olan çocukların velayeti, evliliğin devamı süresince anne ve babaya aittir. Yasal bir neden olmadıkça da velayet anne ve babadan alınamaz.

Anne ve babanın evlenmemiş olması durumunda velayet anneye aittir. Üvey çocuklar için de durum aynıdır. Eşler, 18 yaşını doldurmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdür.

Velayet Ne için Verilir?

Velayet hakkı, 18 yaşından küçük çocukların bakım, eğitim v.b. gibi ihtiyaçlarının sağlanması için anne ve babaya verilen bir haktır. Bu hak aynı zamanda ebeveynlerin sorumluluklarını da ifade eder. Türk medeni kanununda düzenlenen ve velayet sahibi olan anne ve baba, kanun kapsamında hak ve yükümlülüklere sahiptir. Bu hak ve yükümlülükler;

1-) Anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alırlar.

2-) Çocuk, anne ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.

3-) Anne ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.

4-) Çocuk, anne ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.

5-) Anne ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.

6-) Anne ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel engelli olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim sağlarlar.

7-) Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı da anne ve babaya aittir. Anne ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir. Ancak 18 yaşını doldurmuş çocuk dinini seçmekte özgürdür.

Anne ve babanın çocuğun malları üzerindeki temsil yetkisi “çocuğun borçlarına, anne ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına” bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur.

Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anne ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Anne ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler de devlet tarafından karşılanır.

Sonuç olarak, anne veya babadan birinin ölmesi halinde velayet, hayatta kalan eşe ait olur. Anne babanın boşanması halinde ise velayet hakkı boşanma davasında çocuğun menfaatleri gözetilerek hakim kararı ile belirlenir. Eğer anne ve baba hiç evlenmemişse çocuğun velayeti anneye ait olur. Ancak annenin çocuğa bakamayacak durumda olması veya annenin ölmüş olması durumunda velayet hakkı babaya ya da mahkeme tarafından belirlenecek bir vasiye bırakılır. Anne ve babanın çocukla hiç ilgilenmeyip kötü davranışlar sergilemesi halinde ise çocuk bir ailenin yanına yada bir kuruma yerleştirilebilir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Sigortalı işçi iş yeri açabilir mi?

Türkiye’de işçi statüsünde milyonlarca işçi çalışıyor. Bir işyerinde işçi olarak çalışan kişiler, kendi adlarına bir iş yeri kurmak istedikleri takdirde vergi mükellefi olarak iş yeri sahibi olup olamayacağı ve aynı anda iki farklı işte çalışmak istediklerinde ise ne gibi şartların gerektiğini merak ediyor.

Öncelikle memur işçilerin vergi mükellefi olabilmeleri, başka bir işte resmi olarak çalışabilmeleri kanunen mümkün değildir. Memurların, kamu görevi yaparken başka bir işte çalışması kanun ile sınırlandırılmış ve 657 sayılı devlet memurları kanununa göre “ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde çalışma yasağı ve ikincil görev yasağı” hükümleri ile bazı istisnalar dışında yasaklanıyor. Peki ya özel kurumlarda çalışan işçilerin vergi mükellefi olmaları, iş yeri açmaları, başka bir işte çalışmaları mümkün müdür?

Sigortalı çalışan bir işçi iş yeri açabilir. Bir işçi Ssk’lı çalışırken işyeri açmasında yasal bir engel yoktur. Ssk kapsamında bir işyerinde sigortalı çalışırken kendi adına bir işyeri açabilir.

Yani işçi çalışırken işyeri açabilir. İşçinin işyeri açabilmesi ve asıl işin yanında farklı bir işte çalışabilmesi için; iş sözleşmesinde “başka bir işte çalışma yasağı” gibi bir hükmün olmaması gerekir. Bu durumda işçi, kendi nam ve hesabına bir iş yeri açabilir. İşçinin iş sözleşmesinde başka bir işte çalışma yasağı ile ilgili hiçbir hüküm yoksa ve işçi tarafından açılacak olan iş yeri hali hazırda çalışmakta olduğu işyerini olumsuz olarak etkilemeyecekse işçi, işini aksatmamak, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmamak şartı ile işyeri açabilir. Ancak işçinin çalışmakta olduğu işini aksamasına neden olan ve çalışmasını olumsuz yönde etkileyen bir işyeri açılamaz. İşverenin veya işçinin haklı bir çıkarının korunmasını sağlamak için başka bir işte çalışma yasağının sözleşmede düzenlenmesini geçerli kabul etmek gerekir.

Sigortalı işçi başka bir işte çalışabilir mi?

Bir iş yerinde çalışmaya devam ederken başka bir iş kolunda iş yeri açmak ya da başka bir işte çalışmak isteyen sigortalı işçiler öncelikle çalışmakta olduğu işini aksatmamak, mesai saatleri içerisinde başka bir işte çalışmamak, iş sözleşmesinde bulunan hükümlere aykırı davranmamak gibi şartları sağlarsa başka bir işte çalışabilir.

İşçi ile işveren arasında bulunan iş ilişkisinin dışında, kanuni düzenlemelerin imkan verdiği ölçüde işçi tarafından ücret karşılığı yapılan ikinci bir işin, işçinin mesai saatlerinin dışında olması ve asıl işverenin yanında çalıştığı işin ihmaline sebebiyet vermemesi gerekir.

İşçi “eğer başka bir işte de çalışıyorsa” asıl işverene karşı sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmaması gerekir. İşçi işverene karşı sadakat borcunu yerine getirmezse yapmakta olduğu ikincil işi geçersiz hale gelir. Bunun yanında işçinin, işini işverenin yararına olacak şekilde yapması gerekir. İşçi, işverene karşı olumsuz yönde ve zarar verebilecek hareketlerden de kaçınmalıdır. İşçinin farklı bir iş ilişkisi içerisinde yeni bir işverenle çalışması durumu ilk işveren aleyhine olacak şekilde sonuçlanmamalıdır. İşçinin farklı bir işte çalışmasının sonucunda asıl işverene karşı sadakat borcu kapsamında işveren aleyhine rekabet (haksız rekabet) doğurmaması gerekir. İşçi, işverene ait mesleki ve ticari sırları başka bir iş yerinde de rekabet yasağı çerçevesinde kullanmaması gerekir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)

Kamu kurumlarında çalışan kamu görevlileri, zaman zaman görevlerini icra ederken, görevin vermiş olduğu nüfuzu kötüye kullanıyor hatta, bazı durumlarda görevinin gereklerini yerine getirmiyor. Bu durum karşısında kamu görevlileri tarafından “görevin ihmal edilmesi ya da geç yerine getirilmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Kamu görevlisinin görevini yapmaması ve hukuka aykırı bir şekilde bu görevi yerine getirmesi ile de görevi kötüye kullanma suçu oluşuyor.

Suçun Tanımı

Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisi tarafından işlenebilen ve “kamu görevlisinin görevini hiç yapmaması, görevini kanunun öngördüğü şekilde yapmaması, görevini ihmal etmesi ve/veya görevini yerine getirmeyi geciktirmesi ve bu duruma bilerek, isteyerek sebebiyet vermesi” ile oluşur.

TCK’nun 257. Maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi ise, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklindedir.

Görevi kötüye kullanma suçu nasıl işlenir?

Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bu suçun işlenmesi için, kamu görevlisinin “görevini ihmal ettiğini bilmesi ya da görevini yerine getirmeyi geciktirdiğini bilmesi” yeterlidir. Görevi kötüye kullanma suçu işlendikten sonra bir zararın meydana gelmesi de gerekir. Zarar meydana gelmezse görevi kötüye kullanma suçu oluşmaz. Zarar kavramına; “kişilere haksız menfaat temin etmek, kamunun bir zararının meydana gelmesi ya da bir kişinin mağduriyetine sebebiyet verilmesi” gibi durumlarda bu suç işlenirken bir zararın meydana geldiği söylenebilir. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için;

1-) Kamu görevlisinin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmesi

2-) Kamu görevlisinin görev tanımında yer alan işlerini hiç yapmaması

3-) Kamu görevlisinin görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi ve bunun sonucunda zarar meydana gelmesi gerekir.

Görevi kötüye kullanma fiili sonucunda “kamu zararı, “kişi mağduriyeti” veya “kişilere haksız menfaat sağlama” unsurlarından birinin oluşması gerekir. Bu seçimlik hareketlerden birinin dahi oluşmadığı durumlarda zararın varlığından bahsedilemeyeceğinden görevi kötüye kullanma suçu da oluşmaz.

Görevi kötüye kullanma suçu, bir kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği bir suçtur. Kamu görevlisi hakkında görevi kötüye kullanma suçundan savcılık soruşturması başlatılabilmesi için kamu görevlisinin bağlı olduğu kamu kurumundan izin alınması gerekir. İzin prosedürü uygulanmadan ve izin alınmadan kamu görevlisi hakkında ceza soruşturması başlatılamaz.

Son olarak görevi kötüye kullanma suçu şikayete tabi bir suç olmadığından şikayet süresi mevcut olmayıp, bu suç işlendiği takdirde her zaman kamu görevlisi memur ihbar edilebilir. Ancak şikayete (süreye) bağlı olmayan bu suç için, dava zamanaşımı süresi mevcuttur. Görevi kötüye kullanma suçunu işleyen fail hakkında, sekiz yıl içerisinde soruşturma yapılarak, kovuşturma başlatılması gerekir. Dava zamanaşımı süresinin yani sekiz yıllık sürenin geçmesi durumunda aynı eylemden dolayı bir daha ceza soruşturması yapılamaz.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Evlilik ve Askerlik Gibi Durumlarda Tazminat!

Evlilik ve askerlik gibi sebeplerle işten ayrılanlar tazminat alabilir mi?

Çalışma hayatında birçok kişi çalıştığı kurumdan belli nedenlerle ayrılabiliyor. Bu nedenler arasında en sık karşılaşılan durumlar ise evlilik ve askerlik. Hal böyle olunca akıllara gelen soruların başında ‘evlilik ve askerlik gibi sebeplerle işten ayrılanlar tazminat alabilir mi?’ sorusu geliyor. 

Evlilik nedeniyle işten ayrılmak isteyen ya da askerlik görevini yapmak üzere zorunlu sebeplerle işten ayrılan işçilerin, kıdem tazminatı alabilmesi için öncelikle kıdem tazminatı almaya hak kazanmaları, yani bir yıllık kıdem süresini doldurmaları gerekir. Kıdem tazminatı; işçinin bir işyerinde çalıştığı süre göz önünde tutularak, çalıştığı yıllara göre, işveren tarafından kanuni şartların oluşması sonucunda ödenmesi gereken, işten çıkış veya ayrılış tazminatıdır.

Kıdem tazminatı, işçinin işe başladığı tarihten itibaren “hizmet akdinin devamı süresince” çalıştığı her bir yıl için, işveren tarafından 30 günlük ücret tutarında tazminat ödenmesidir.

Kanunda işçilerin hangi koşullarda kıdem tazminatına hak kazanabilecekleri belirtilmiştir. İşçinin hizmet akdinin, “kanunda belirtilen nedenlerle veya işçinin ölümü ile sona ermesi, işçinin en az bir yıl çalışmış olması” gibi şartların sağlanması ile işçi kıdem tazminatına hak kazanır.

İş sözleşmelerinin, “Muvazzaf askerlik, yaşlılık, malullük aylığı, toptan ödeme almak maksadıyla ve evlilik nedeni ile işçi tarafından sona erdirilmesi halinde bildirim sürelerine uyularak iş sözleşmesinin feshi halinde de işçi tazminat hakkı kazanır. İşçinin çalışmakta olduğu işyerine bildirim yapması sonucunda işçi askere giderken tazminatını alarak işten ayrılabilir.

Kıdem tazminatı şu durumlarda alınabilir;

1. İşverenin, haklı bir sebep olmadan işçiyi işten çıkartması

2. İşçinin askerlik gibi haklı bir sebeple işten ayrılması

3. İşçinin emeklilik sebebiyle işten ayrılması

4. Evlendikten sonraki bir yıl içinde (çalışan kadınların) işi bırakması

5. İşçinin ölümü

Yukarıda ifade ettiğimiz durumlarda, işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

Askerlik sebebiyle işten ayrılan işçilerin tazminat hakkı

İşçinin, işten askerlik nedeniyle istifa etmiş olması durumunda, işçi kıdem tazminatını almaya hak kazanmış olur. Askerlik için işten ayrılan işçi dilerse askerlikten döndüğünde işe iade hakkını da kullanabilir. Askerlik sebebiyle işten ayrılan işçilerin askerlik hizmetinin bitimi ile aynı iş yerinde çalışmak istemeleri durumunda işveren işçiyi işe almak zorundadır. Askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılan işçiler, bu hizmetin sona ermesinden itibaren 2 ay içinde aynı işyerinde çalışmak istediklerini işverene bildirir. İşveren askerlik hizmeti sona eren işçi ile iş akdi yapmaz ise eski işine devam etmek isteyen işçiye üç aylık ücret tutarında tazminat ödemelidir.

Evlilik nedeniyle işten ayrılan işçilerin tazminat hakkı

Evlilik nedeniyle işten ayrılma durumu kadın işçiler için geçerli bir haklı fesih sebebidir. Kadın çalışanlar “evlendikten 1 yıl içerisinde” çalıştığı iş yerlerinden “evlilik nedeni ile istifa” ederek kıdem tazminatı alabilirler. Kadın işçiler, işten ayrılma iradelerini iş verene bildirerek hak etmiş oldukları ücret (maaş) alacağını, fazla mesai alacaklarını alabilirler. Kadın çalışanlar hak edişleri dışında başka bir ücret alacağı talep edemezler. Bu işçilerin evlilik nedeniyle 1 yıl içinde işten ayrılmaları neticesinde Kıdem tazminatı, maaş alacağı ve fazla mesai alacakları ödenmezse, iş kanunundan doğan haklarını kullanabilirler.

Av. Osman Talha YILDIZ

This function has been disabled for Avukat Osman Talha Yıldız.

Yardıma mı ihtiyacınız var?