Giriş
Bu çalışmamızda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan etkin pişmanlık ile ilgili hükümlere ve bu hükümlerin hangi şartlarda uygulanabileceğini, 5237 sayılı TCK’da suçun tamamlanmasından sonraki aşamada da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceğini açıklayacağız.
Etkin Pişmanlık hükümlerinin amacı, kapsamı, hangi suç tiplerinde etkin pişmanlık kurumunun uygulama alanı bulabileceği ve bazı suç tiplerinde şahsi cezasızlık sebebi iken bazı suçlarda ise cezayı azaltan ve cezada indirim sağlayan bir kurum olduğunu açıklayacağız.
- I. Etkin Pişmanlık Nedir?
Kişinin işlediği suçtan dolayı kendi iradesiyle sonradan pişman olması, suç teşkil eden fiilin ortaya çıkardığı olumsuzlukları gidermesi ve ceza adaletine kendi davranışlarıyla yarar sağlaması için kişinin cezasını azaltan ya da kaldıran ceza hukuku kurumudur.
Hukuki bir tanım yapmak gerekirse, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektiren bir haksızlık çıkmakta, kusuru kaldıran bir sebebin de bulunmaması halinde fail hakkında bir cezaya hükmolunmaktadır. Ancak bazı hallerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması ya da bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar “suçun unsurları dışında kalan haller” başlığı altında ele alınmaktadır.
Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara “objektif cezalandırılabilme şartları”, bulunmaması gerekenlere de “şahsi cezasızlık sebepleri” veya “cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler” denilmektedir. Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.
A. Terminolojide Etkin Pişmanlık Ne Anlama Gelir?
Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde etkin; “hareketli, işleyen, çalışan, etkili, faali aktif”; “pişman olma durumu, nedamet” şeklinde tanımlanmıştır. Etkin pişmanlığın ceza hukukundaki teknik anlamı da kendisini oluşturan kelimelerin sözlük anlamlarından farklı değildir. Nitekim öğretide, etkin pişmanlığın pek çok farklı tanımına rastlanmakla birlikte genellikle, failin “işlediği suçtan pişmanlık duyması” ve “suçun olumsuz etkilerini giderici aktif bir tutum takınması” şeklinde temel unsurun vurgulandığı görülmektedir.
- II. Etkin Pişmanlığın Amacı Nedir?
Etkin pişmanlık ceza kanunumuzun özel hükümler kısmında düzenlenmiş olup; suçun bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra, failin resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu, merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını kolaylaştırması; suçun ortaya çıkmasına yardım etmesi, uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin etmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçtıktan sonra kendiliğinden teslim olması vs. gibi hallerde faile ceza verilmemesi veya cezasında indirim yapılması öngörülmüştür.
- III. TCK’da Hangi Maddelerde Etkin Pişmanlık Yer Almaktadır?
Etkin pişmanlık 5237 sayılı TCK’da, bütün suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bağlamında istisnai bir kurum olarak düzenlenmiştir. Kanunilik ilkesi gereğince uygulama alanını genişletmek mümkün değildir. Örneğin; malvarlığına karşı işlenen suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen 168. Madde, mağdur açısından maddi zarar yaratan bütün suç tiplerinde değil, sadece sınırlı olarak sayılan suçlarda uygulanabilir.
Keza fail pişmanlık duyarak öldürdüğü kişinin cesedini nereye sakladığını söylemiş, hakaret ettiği kişiden özür dilemiş vb. şeyler olabilir. Fakat bu suçlarda fail bu davranışlarından sadece TCK 62. madde çerçevesinde takdiri bir indirim sebebi olarak yararlanabilir. Etkin pişmanlık uygulanabilen maddeleri aşağıda kısaca açıklamaya çalışacağız:
- 1. Organ ve doku ticareti suçu (m.91)
Türk Ceza Kanunu’nun 91. Madde gerekçesinde; organ ve dokularını satan kişi açısından etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. TCK’nın 91. Maddesinin 1. Fıkrasında “cezasızlık sebebi”, 2. Fıkrasında “cezada indirim sebebi” düzenlenmiştir. Organ veya dokuyu satan kişinin sorumluluğu TCK’nın 91/3. maddesi kapsamında olup, etkin pişmanlık hükmünden söz konusu madde yönüyle suçlanan fail yararlanabilecektir.
Etkin pişmanlık cezayı ortadan kaldıran ya da cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebeptir. İştirak halinde işlenmiş suçta suçluların yakalanmasını kolaylaştıran veya suçun ortaya çıkmasına yardım eden fail etkin pişmanlık hükmünden yararlanacak, ancak şeriklerin yararlanması söz konusu olmayacaktır.
Bu suçta etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının amacı, insanın kendi doku ve organlarını satmasını önlemektir. Bu itibarla etkin pişmanlık hükümlerinden başkalarının organ veya dokularını maddi menfaat elde etmek için satan kişinin yararlanması mümkün değildir.
Organ veya dokunun hukuka aykırı şekilde alınmış olup olmamasının önemi yoktur. Satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi, madde 91/1. fıkra gereğince cezalandırılacaktır. Ancak kendi organ veya dokusunu başkasına satan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını kolaylaştırdığı takdirde etkin pişmanlık hükmünden TCK madde 93 anlamında faydalanacaktır ve kendisine hiçbir ceza verilmeyecektir. Burada failin resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce organ veya doku sattığını haber vermesi ve suçluların yakalanmalarının kolaylaştırılması aranmaktadır.
a- Durumun resmi makamlar tarafından haber alınmadan bildirilmesi
Durumun resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce bildirilmesinde amaç, soruşturma başlamadan önceyi ifade etmektedir. Soruşturma aşaması; ceza kanunumuzda yetkililer tarafından suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade etmektedir. Herhangi bir suçtan ötürü soruşturma yapılırken failin kendiliğinden organ veya dokusunu sattığını bildirerek diğer suçluların yakalanmalarını kolaylaştırması halinde de failin 93/1’e göre etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerekmektedir.
b- Bu suçun haber alınmasından sonra failin pişmanlığı
Türk Ceza Kanunu’nun 93/2. fıkrasına göre, organ veya doku sattığı yönünde resmi makamlarca haber alındıktan sonra fail, gönüllü olarak yani isteyerek ve kendiliğinden suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etmiş olması gerekmektedir. Suçun soruşturulmasına başlanmış olması şart değildir. Haber alınmış bulunulması yeterli sayılacaktır.
Failin gönüllü olarak suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına ilişkin hizmet ve yardımın soruşturma hatta kovuşturma evresinde yapılmış olmasının bir önemi yoktur. Hüküm verilmeden önce failin suçun ortaya çıkmasına yardım etmesi gerekli ve yeterli sayılacaktır.
c- Failin hizmet ve yardımı belli sonuçlar doğurmalı
Suçun meydana çıkmasına ve diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardımın elverişli olması gerekir. Yapılan hizmet ve yardım sonucu suç meydana çıkarılamamış ya da öteki suçluların yakalanması mümkün olmamışsa failin cezasında indirim söz konusu olmayacaktır.
- 2. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (m.110)
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kişilerin kendi arzusu ve iradesi ile hareket edebilme hürriyetinin kısıtlanması ile gerçekleşir. Kişiler bir yerde kalma ve bir yere gitme konusunda tercihte bulunma serbestisine sahiptirler. Bu suçun işlenmesiyle kişinin bir yerde kalma ve bir yere gitme hürriyeti ihlal edilmiş olmaktadır. Örneğin kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi ya da bir yere gitmesinin engellenmesi fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir.
Etkin pişmanlık TCK ‘nın 110. maddesinde yer almaktadır; yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, “bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce, mağdurun şahsına zararı buna göre, onu kendiliğinden, güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” şeklinde belirtmektedir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi kararında; “Dosya kapsamı nazara alındığında, tokat atmak suretiyle cebir kullanarak mağdureyi araca bindirip hürriyetini kısıtlayan sanığın, soruşturma başlamadan önce ve sahsına zarar vermeksizin magdureyi kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bıraktığının anlaşılması karsısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 08.12.2015 gün ve 2014/14-645 Esas, 2015/498 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu islemek için gerçekleştirilen ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama niteliğinde olmayan cebir eylemlerinin suçun unsuru olup diğer şartların varlığı halinde 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği gözetilerek sanık hakkında TCK’nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekirken kanuni olmayan gerekçeyle anılan maddenin uygulama dışı bırakılması” Bozma sebebi sayılmıştır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu açısından etkin pişmanlık için, madde metninde de belirtildiği üzere mağdurun soruşturma başlanmadan serbest bırakılmasını yani suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen zaman diliminde kendiliğinden, özgür iradesi ile serbest bırakması gerekmektedir. Soruşturma makamlarının öğrenmesinden ve icrai eylemlerine başlamasından sonra mağduru serbest bırakma halinde etkin pişmanlık hükümlerinden fail yararlanamayacaktır.
Yine TCK’nın 110. Maddesinde belirtildiği üzere failin, mağdurun şahsına bir zarar vermemesi gerekmektedir. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için 110. Maddedeki bütün unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun tamamlanmış olması gerekir, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanılmamış olması gerekir, failin mağdurun şahsına zararı dokunmamış olması ve fail, mağduru güvenli bir yerde serbest bırakmış olmalıdır. Ancak bütün bu unsurların birlikte olması halinde TCK’nın 110. maddesinden fail yararlanabilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.12.2015 Tarihli Kararında ; “…Mağdurenin babası olan sanığın, mağdureyi iple bağlarken uyguladığı cebirin TCK’nın 109/2. maddesinin unsuru olduğu, bu sebeple oluşan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekildeki yaralanmanın mağdureyi zarar verdiği anlamına gelmeyeceği, TCK’nın 110. maddesinin koşulları oluştuğu gözetilmeden anılan maddenin uygulanmayarak sanık hakkında fazla ceza tayini…” şeklindedir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi 23.05.2016 Tarihli ilamında; Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun islenmesi amacıyla, islendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine ulaşmayacak şekilde yaralanması halinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği, dosya içeriğine göre de, sanığın cebir kullanmak suretiyle araca bindirdiği mağduru bir süre alıkoyduktan sonra ve soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde bıraktığının ve mağdurun yaralanmasının da basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek şekilde olduğunun anlaşılması karsısında, sanık hakkında koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması…” şeklinde düzenlenmiştir.
Ancak bir anlık kişinin bir yerden çıkmasını ya da bir yerde kalmasını engellemek kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturmaz. Bu konu hakkında yerleşik Yargıtay kararları da mevcuttur. Bu konu ile ilgili Yargıtay’ın Emsal kararlarına bakacak olursak:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 29.06.2010 Tarihli bir kararında; Mağdur O.’ın telefonla aranması ve O.’ın eve gelmesi üzerine, sanıklar O. B., M. T. ve O. Ç. tarafından, silahtan sayılan sopalarla darp edilerek, BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, dışarıdan sesler duyan tanık I. K.’in içeriye girmesi ile de, sanıkların bu mağdura kaşı eylemlerinin sonlandığı, bu şekilde gerçekleşen olayda, özgürlüğü sınırlama süresi konusunda TCK’da herhangi bir açıklama bulunmamakta ise de, kişisel özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak: içerdiğinden, fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir.
Somut olayda, mağdurun eve gelişi ile kendisine karşı yaralama fiilleri arasında geçen zaman süreci tam olarak saptanamamış, sanıkların mağduru özgürlüğünden yoksun bırakma bilinç ve iradesiyle hareket ettikleri hususu da, bu suç yönünden yapılan soruşturmanın yetersizliği nedeniyle kuşkulu kalmıştır. Kuşku sanık lehine yorumlanır ilkesi uyarınca, var olan kuşkunun sanıklar lehine yorumlanması ile bu mağdura yönelik eylemlerin yaralama boyutunu aşıp, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu aşamasına ulaşmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla itiraz nedeni yerinde olup, kabulüne karar verilmelidir” şeklinde düzenlenmiştir.
- 3. Malvarlığına karşı suçlarda etkin pişmanlık (m.141-168)
TCK’nın 168. Maddesinde malvarlığına karşı suçlarda etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Mal varlığına karşı suçlardan sayılan hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli iflas, karşılıksız yararlanma ve yağma suçlarının tamamlanmış olması gerekmektedir.
168.madde de etkin pişmanlık; hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık ve karşılıksız yararlanma suçlarında cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep olarak kabul edilmiştir. Bunun için kabul edilen koşulların gerçekleşmesi gerekir. Suçun işlenmesiyle kişilerin uğradıkları zararın aynen iade veya mümkün olduğu kadar azaltılmak suretiyle tazmin edilmesi gerekir. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, mağdurun aynen iade veya tazmine rıza göstermesi gerekir.
Etkin pişmanlığın kovuşturma aşaması başlamadan önce gerçekleştirilmesi gerekir. “Kovuşturma aşaması iddianamenin kabulü ile başlar. Yani iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade eder. CMK’nın 175. maddesine göre İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar.” Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.
Bu şartların her birinin birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Ancak aynen geri verme veya tazmin kovuşturma başlamadan önce ya da sonra olabilir. Kovuşturmadan sonra fakat hüküm verilmeden önce fail tarafından pişmanlık gösterilmesi gerekir.
Mal varlığına karşı suçlarda etkin pişmanlık için aranan koşullar:
Mal varlığına karşı suçlarda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için “Ancak 168. Maddede yazılı suçların TCK 168. Madde de anılan suçlar: Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs… vd.”işlenmiş olması gerekir. Bunlar dışındaki suçlar etkin pişmanlık kapsamında değildir.
Fail, azmettiren veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri vermesi veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. Burada sözü edilen fail, suçu doğrudan doğruya meydana getirecek hareketi yapandır. Azmettiren ise suç işleme niyetini suçu işleyenle uyandıran kişidir. Yani suça sebep olan kişidir. Yardım edenden anlaşılması gereken ise; suçun suç işleyen faile suçun işlenmesinde yardım eden kimsedir.
Suçta sorumlulukları belirlenen bu kişilerin bizzat pişmanlık duyarak mağdurun, oluşan zararını tamamen geri verme ya da tazmin etme suretiyle gidermeleri aranmalıdır. Maddeden çıkan sonuç, pişman olmayan failin namına bir başkasına zararın giderilmiş olmasının etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya yeterli olmayacağı sonucudur.
Etkin pişmanlıkta zararın tazmini ile tamamen giderilmesi anı ve geri verme, ceza da indirim oranında değişikliğe neden olmaktadır. Eğer fail, kovuşturma başlamadan önce zararı tamamen gidermişse verilecek ceza birinci fıkraya göre; fail kovuşturma başlayıp da hüküm verilmeden önce zararı tamamen gidermişse ikinci fıkraya göre cezasında indirim yapılacaktır.
- 4. İmar kirliliğine neden olma suçu (m.184 ve 184/5)
İmar kirliliğine neden olma suçu TCK’nın 184. Maddesinde düzenlenmiştir. Belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde hukuka aykırı bir yapı inşa edilmesi veya hukuka aykırı inşa edilen yapının kullanılması için gerekli altyapı hizmetlerinin sağlanmasıyla imar kirliliğine neden olma suçu oluşur.
İmar kirliliği suçunda etkin pişmanlık TCK’nın184. Maddenin 5. Fıkrasında; “Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, fail hakkında kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu fiilleri, kanunda belirtilmiş seçimlik eylemlerle işlemesi sonucu suç oluşacağı gibi sonradan ruhsat alması da fail açısından bu suçu ortadan kaldırmaz ve eylemi suç olmaktan çıkarmaz. Ancak ruhsat almak bu suç açısından faile etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektirir.
Bu nedenle failin, etkin pişmanlık göstererek ruhsat aldığının, imara ve ruhsata uygun hale getirildiğinde üç sonuç söz konusu olur: Soruşturma aşamasındaysa kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmelidir.
Kovuşturma aşamasındaysa, yargılama esnasında etkin pişmanlık göstererek ruhsat aldığının veya imarına ve ruhsata uygun hale getirildiğine beraat kararı verilmeyip, kamu davasının düşürülmesine karar verilmelidir.
Ceza verilmiş kesinleşmiş ise ve kesinleşmesinden sonra etkin pişmanlıkla ruhsat alınmış ise bu durumda da mahkemenin vereceği bir ek kararla cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmelidir.
Etkin pişmanlık; bu suç açısından binanın imar planına ve ruhsatına uygun hale getirilmesidir. Yinelersek etkin pişmanlığın gösterildiği aşamaya göre sonuç farklı olmakta, birinci veya ikinci fıkraya göre dava açılmasını önlemekte, açılan davayı düşürmekte ya da hükümde yazılı cezayı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırmaktadır.
- 5. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile kullanma bulundurma suçu (m.188,191,192)
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile kullanma, bulundurma suçlarına özgü etkin pişmanlık hükümleri TCK’nın 192. maddesi 1. ve 3. fıkralarında düzenlenmiştir.
Maddede, uyuşturucu ticareti ve devamında kullanımı ile etkin bir mücadelenin yürütülebilmesi ve faillerin suç yolundan dönmesini sağlayabilme amaçlı, cezasızlıktan başlayarak, cezadan farklı oranlarda indirim yapılmasına kadar uzanan etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmiştir.
TCK’nın 192. Maddesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak, satın almak suçu ise 191. Maddede düzenlenmiştir. 191. Maddenin 1. fıkrasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için şartlar şu şekildedir:
Etkin pişmanlıkta bulunan failin, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunun işlenmesine iştirak etmiş olması ve bizzat etkin pişmanlıkta bulunması gerekir. Suçun resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce failin etkin pişmanlığını göstermiş olması ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber vermesi gerekir. Şüpheli, sanık ya da fail tarafından, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu maddenin ele geçirilmesini sağlaması gerekir. Bu şartların tümünün ayni olayda gerçekleşmesi gerekir.
Bu şartların gerçekleşmesi halinde failin hakkında soruşturma aşamasında CMK’nin 171. Maddesi 1. Fıkrası hükmü uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Aynı şekilde failin hakkında kovuşturma aşamasında CMK’nin 223/4 hükmü uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilir.
Maddenin 2. Fıkrasında; Etkin pişmanlıkta bulunan failin, kullanmak için uyuşturucu madde satın alan kişi olması ve failin bizzat etkin pişmanlıkta bulunması gerekir. Şüpheli, sanık veya failin etkin pişmanlığını suçun resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce göstermiş olması, kimden nerede ve ne zaman aldığını yetkili merciine bildirmiş olması gerekmektedir.
Fail tarafından verilen bilgilerin suçluların yakalanmasını veya uyuşturucu maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırmış olması gerekir. Bütün bu şartların varlığı halinde 1. Fıkrada belirtilen şüpheli ya da sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ve kovuşturma aşamasında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.
Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.
3. Fıkraya göre etkin pişmanlıkta bulunan failin, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunun işlenmesine iştirak etmiş olması veya kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bu eylemi gerçekleştirmiş olması gerekir. Şüpheli ya da sanığın bizzat etkin pişmanlıkta bulunması ve hizmet ve yardımı soruşturma makamlarına yapmış olması gerekir.
Failin etkin pişmanlığının, suçun resmi makamlar tarafından haber alınmasından sonra, ancak mahkemece henüz hüküm verilmeden önce göstermiş olması ve suçun meydana çıkmasına fail ve suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım etmesi gerekmektedir. Buna göre Cumhuriyet Savcısı soruşturma aşamasında fail hakkında etkin pişmanlıkta bulunduğunu tespit ederse TCK 192/3. Maddesi uyarınca iddianame ile kamu davası açar ancak mahkemeden indirim uygulanmasını talep eder.
Bu şartların tümünün adli vakıada gerçekleşmiş olması halinde ve mahkeme de failin böylece etkin pişmanlıkta bulunduğunu tespit ederse bu kişi hakkında verilecek ceza oranında yardımın niteliğine göre dörtte birinden yarısına kadarını indirir.
Maddenin 4. Fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan açısından özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre uyuşturucu madde kullanan kişi soruşturma başlamadan önce resmi makamlara başvurup tedavi ettirilmesi talebinde bulunmaktadır. Resmi makamlar, kullanmak için madde satın alma, kabul etme, veya bulundurma suçundan ötürü failin tedavisi yönünde faaliyette bulunmak zorundadır. Fail hakkında açılmış bir dava varsa koşulları oluştuğu için mahkemece cezaya hükmedilmez. Faili, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi; kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara başvuran kişidir. İstek, tedavi ettirilmesine ilişkin olacaktır.
Madde 191/1 kapsamı dışında kalan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal, ihraç; satma, satışa arz etme, devretme, nakletme, depolama… suçları faili soruşturma başlamadan önce resmi makamlara başvurarak tedavi ettirilmesi isteminde bulunsalar da ceza muafiyetinden yararlanamayacaktır.
- 6. Kamu güvenine karşı suçlardan parada sahtecilik suçu (m.197,201)
Sahte olarak para veya kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu para veya kıymetli damgaları tedavüle henüz konulmamış olmalıdır. Tedavüle konulduğu takdirde asla yararlanamaz. Şüpheli veya sanıkların resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce etkin pişmanlık göstermelidir.
İhbar ve şikayetlerin, henüz şikayet merci olan savcılık, kolluk ile onlara ileten vali ve kaymakamlıklara yapılmadan önce olmalıdır.
Şüpheli veya sanıkların diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para ve kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber vermiş olmalıdır. Şüpheli ya da sanıklar tarafından verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve sahte olarak üretilen para ve kıymetli damgaların ele geçirilmesini sağlamış olmalıdır, verilen bilgiler netice vermiş olmalıdır.
,Bu durumlarda şüpheli veya sanıklar hakkında cezaya hükmolunmayacak ve etkin pişmanlık gösterdikleri için mahkemece kovuşturma aşamasında CMK 223/4 maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.
- 7. Kamu barışına karşı suçlarda suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (m. 221)
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu TCK’nın 220. Maddesinde düzenlenmiş olup madde metninde; “Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunda etkin pişmanlık 221. Maddede düzenlenmiştir.
TCK 221. maddede düzenlenen etkin pişmanlığın uygulanma koşulları:
TCK 221. Maddede düzenlenen etkin pişmanlık şu şartlarda uygulanabilecektir; Örgüt kurma ve yönetme suçu tamamlanmış olmalıdır. Örgütün amacı doğrultusunda henüz bir suç işlenmemiş olmalıdır. Örgüt kurma suçu ile ilgili henüz bir soruşturmaya başlanmamış olmalıdır. Örgüt kurucusu ya da yöneticisi örgütü dağıtmalı veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalıdır. Dağıtma veya bilgi verme bizzat örgüt kurucusu ya da yöneticisi tarafından yapılmalıdır. Bu şartlar gerçekleşmişse faile ceza verilemeyecektir.
221. maddenin 2. Fıkrasının uygulanabilmesi; İşlenen suçun örgüt üyeliğinden ibaret olması, Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suçun işlenişine iştirak etmemesi, Gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara iletmesi gerekmektedir. İlgili makam, adli makamlar olabileceği gibi, soruşturma merciine haber vermekle yükümlü idari makamlar olabilir. Bu şartların varlığı halinde uygulanabilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.04.2009 tarih ve 2008/9-223, 2009/87 sayılı kararı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki yerleşik uygulamaya göre; “işlenen suçun, amaç suçlar (TCK 302 ve 309. madde) yönünden öldürme ve öldürmeye teşebbüs, nitelikli yaralama, yağma, işkence, bir kısım nitelikli hürriyeti tahdit suçları gibi vahim nitelikte eylemlerden olmaması gerekir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için örgüt mensubu hakkında suç soruşturmasının bulunmaması, bu kişinin suç işlediğinin yetkili mercilerce bilinmemesine rağmen örgüt üyesi olduğunu ve örgütten rızasıyla ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu kişilerin yasadan yararlanabilmesi için örgüt hakkında bilgi vermesi de zorunlu değildir.
Örgüt üyesi olup örgütten kendiliğinden ayrılarak teslim olan ve pişman olduğunu beyan eden ve buna göre de konumu 5237 sayılı TCK’nın 221/2. maddesi kapsamında bulunan sanığın, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak edip etmediği İçişleri Bakanlığı’ndan da sorulup araştırılarak, 5237 sayılı TCK’nın 314. maddesinin 3. fıkrasının “suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç açısından da aynen uygulanır” amir hükmü karşısında, örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı TCK’nın etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde 765 sayılı TCK’nın 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş ya da amaç suçun işlenmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörülmediği de gözetilmek suretiyle, sanığın hukuki durumunun sonucuna göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Bu şartlar gerçekleştiğinde örgüt üyesi hakkında soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma safhasında ise ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.”
Üçüncü fıkranın uygulanma şartları; Fail, örgüt üyesi olmalıdır. Kurucu ve yöneticiye bu hak tanınmamıştır. TCK’nın 221/2. maddesinde olduğu gibi örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suça iştirak etmeden yakalanmış bulunmalıdır. Örgüt üyesi pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermelidir. Verdiği bilgi tek başına örgütü çökertecek nitelikte olmasa bile, zafiyete uğramasına ve önemli sayılabilecek miktarda üyesinin ya da silah veya malzemesinin ele geçirilmesini sağlaması gereklidir. Bu koşulların gerçekleşmesi cezasızlık sebebidir.
Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 13.03.2006 tarihli, 2006/470 E. ve 2006/1484 K. sayılı kararında; “5237 sayılı TCK’nın 314. maddesinin 3. fıkrasının “suç islemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç için de aynen uygulanır” amir hükmü karşısında; örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı TCK’nın etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde 765 sayılı TCK’nın 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş ya da amaç suçun islenmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörmediği de gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,” bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 12.05.2015 tarihli, 2015/1426 E. ve 2015/1292 K. sayılı kararında; “TCK’nın etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, failin bilgisi dahilinde gerçekleşen faaliyetlerle ilgili ifade vermesinin yeterli olacağının ve bu bilgilerin daha önceden güvenlik güçlerinin elinde olup olmamasının önem arz etmeyeceğinin anlaşılması karşısında, dosya kapsamına göre sanığın etkin pişmanlık iradesi göstererek gerek kendisi ve gerekse birlikte yakalandığı kişilerin eylemlerini açıkça ifade etmek şeklindeki durumunun etkin pişmanlık olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden” hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 26.10.2015 tarihli, 2015/1565 E. ve 2015/3464 K. sayılı kararı; “…yakalandıktan sonra kendi bilgisi ölçüsünde, örgüt içerisindeki konumuyla uyumlu şekilde örgütün yapısı ve faaliyetleri ile ilgili yeterli bilgi verdiği ve yargılama aşamasında pişmanlığını dile getirmek suretiyle etkin pişmanlık gösterdiği ”gözetilerek hüküm kurulması gerekir.
Dördüncü fıkranın uygulanma şartları; TCK’nın 221/4. fıkrası örgüt suçlarında etkin pişmanlığın en geniş şekilde uygulanma alanı bulduğu düzenlemedir. İki tür pişmanlık hükmüne yer vermiştir. Failin gönüllü teslim olduktan sonra bilgi vermesi cezayı ortadan kaldıran, yakalandıktan sonra bilgi vermesi ise cezayı azaltan sebep olarak kabul edilmiştir. Örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüt adına suç işleme veya örgüte yardım suçunun faili olmalıdır. Kişi gönüllü olarak teslim olmalıdır.
Örgüt mensupları ile anlaşmazlığa düşmesi veya ailevi nedenlerden dolayı teslim olmasının önemi yoktur. Önemli olan teslim olmanın iradi olması, dış etkenlerin zorlamasıyla olmamasıdır. Failin, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi gerekir. Örgüt mensuplarının işlediği suçlar hakkında bilgi vermelidir. Sadece örgüt üyelerinin isimlerini söylemesi yeterli değildir.
Genel olarak örgütün yapısı, kurucusu, yöneticisi, örgütün büyüklüğü, amaçları, faaliyetleri gelir kaynakları, varsa silahları gibi bilgiler vermelidir. Örgütün genişliği veya gizliliği nedeniyle bilgileri sınırlı ise verilen bilgilerin samimiyeti çerçevesinde etkin pişmanlıktan yararlanabilir. Sonuçları itibariyle, fail teslim olursa cezasızlık sebebi, yakalanır ise cezayı azaltan haldir.
- 8. Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu (m. 245/5)
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda etkin pişmanlık hükümleri 245. Maddenin 5. Fıkrasında düzenlenmiştir. Kredi kartının haksız kullanılmasında etkin pişmanlık; bilgisayar, tablet, cep telefonu, pos makinası gibi araçlar kullanılarak elektronik ortamda işlenen suçlardır.
Kredi kartının kötüye kullanılması suçu; yasalara uygun bir şekilde hazırlanmış kartın, kart sahibinin rızası olmaksızın kullanılmasıyla işlenir. Kartı; kart sahibinin kendisinin vermiş olması, kartın yerde bulunması veya çalınması suretiyle bir başkasının eline geçmesinde kart sahibinin rızası hilafına her üç ihtimalde de suç işlenmiş kabul edilir. Diğer bir deyişle kartın ne şekilde ele geçirildiği, suçun işlenişine etki eden bir unsur değildir.
Suçun temel maddi unsuruna bakacak olursak; kart sahibinin rızası olmaksızın kart kullanılarak “yarar sağlanması”dır. Failin banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Söz konusu yarar maddi olmalıdır. Suç genel olarak fail açısından bir özellik içermemesine rağmen, bazı kişiler açısından şahsi cezasızlık sebepleri mevcuttur. Buna göre suçun; Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, Üstsoy veya altsoyunu, bu derecede kayın hısımlarından birinin, evlat edinen veya evlatlığın, Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu kişiler bakımından cezai indirim değil, doğrudan cezasızlık durumu söz konusudur.
5560 sayılı yasanın 11. Maddesi ile 5237 sayılı TCK 245. Maddesine eklenen 5. Fıkraya göre mal varlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarında da uygulanacağı hükmü getirilmiştir. Buna göre; 5237 sayılı yasanın 168. Maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükmü; Suçun tamamlanmış olması, Failin, suça azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstermesi, Failin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme yoluyla tazmin etmesi, Zarar tazmininin kovuşturma başlamadan veya kovuşturma başladıysa bile hüküm verilmeden önce sağlanması gerekmektedir. Diğer hallerde bu maddeden yararlanmak mümkün olmayacaktır.
- 9. Zimmet suçu (m.247-248)
Zimmet suçu, kamu görevlisinin zilyetliği kendisine verilen veya koruma ve gözetimine bırakılan malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi ile oluşur.
Zimmet suçunda etkin pişmanlık hükümleri TCK’nın 248. Maddesinde düzenlenmiştir. TCK 248’te üç farklı safhada cezadan farklı oranlarda indirim yapılmasına ilişkin etkin pişmanlık düzenlenmesi yapılmıştır. Yargılamanın safhaları ilerledikçe kademeli olarak cezada yapılan indirim azalmaktadır. Etkin pişmanlığın; soruşturma başlamadan gösterilmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisi, kovuşturma başlamadan önce gösterilmesi halinde cezanın yarısı, hükümden önce gösterilmesi halinde üçte biri indirilir.
Etkin pişmanlık hükmünden yararlanılabilmesi için mal, mülk edinildiği zamanki nitelik ve nicelik ile geri verilmelidir. Kısmen tazmin halinde ise etkin pişmanlık hükmünden yararlanılması mümkün olmayacaktır. Tazminin taksit yoluyla yani birden fazla seferde yapılması halinde son taksitin ödeme zamanına göre ne kadar indirimden yararlanılacağı belirlenmelidir.
Etkin pişmanlık, niteliği gereğince cezada indirim yapılmasını sağlayan şahsi sebep olduğundan bizzat fail tarafından veya onun rıza ve bilgisi ile 3. kişinin katkısı ile tazmin gerçekleşmelidir. Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda sadece tam olarak iade veya tazmin yapan fail, etkin pişmanlıktan yararlanır.
Kullanma zimmetindeki özellik arz eden durum nedeniyle; soruşturmaya başlandıktan sonra malın iadesinin gerçekleştirilmesi halinde kural olarak basit zimmet suçunun oluşacağı kabul edilir fakat bu durumun aksinin ispat edilmesi de mümkündür. Önemli olan husus, failin niyetinin tespiti olsa da bu niyetin soruşturma başlaması nedeniyle sonradan oluştuğuna dair karine doğru bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Mahkemelerin etkin pişmanlık hükümlerini hatırlatması ve faile buna ilişkin teklif yapması zorunluluğu bulunmamaktadır. Kanımızca, etkin pişmanlığın gerçekleşebilmesi için mahkemeler tarafından böyle bir hatırlatmanın veya teklifin yapılmaması, bunun tamamen failin özgür iradesini yansıtması gerekmektedir.
Şüpheli veya sanığın etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için; Zimmet suçuna konu malın aynen iadesi veya zararın tamamen iadesi, kullanma zimmeti suçunda ise, zimmete geçirilen malın kullanımı nedeniyle elde edilen nemasıyla birlikte toplam değerinin tam olarak yerine getirilerek iade ve tazmin ile ilgili şartları tamamlamış olmaları gerekmektedir. Ayrıca, iade ve tazminin soruşturma başlamadan önce, kovuşturma başlamadan önce ve hükümden önce olmak üzere bu zaman aralıklarında yapmaları gerekmektedir. Bu zaman aralıklarındaki iade ve tazmin etkin pişmanlıkta belli oranda indirimden yararlanabilmenin şartlarındandır.
Buna göre etkin pişmanlık hali; soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilecektir. Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı; hükümden önce gerçekleşmesi halinde ise verilecek cezanın üçte biri indirilecektir.
- 10. İrtikap suçunda etkin pişmanlık (m.250/2-3)
İrtikap suçu TCK’nın 250. Maddesinde düzenlenmiş olup, “kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlamasına veya bu yolda vaatte bulunmasına bir kimseyi icbar eden…” şeklinde irtikap suçunu tanımlamıştır.
Bu suç ya icbaren ya iknaen ya da hataen işlenebilmektedir. İcbaren kamu görevlisinin haksız davranışlarına kişinin haklı bir işinin gereği gibi görülmeyeceği düşüncesiyle kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine menfaat temin etmiş olması durumudur. İrtikap suçunun iknaen işlenmesi görevin sağladığı güven duygusunu kötüye kullanmak amacıyla hileli davranışları ile yarar sağlanması bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi tarafından işlenmektedir. Bu suçun hataen işlenmesi ise kişinin hatasından yararlanarak suçun işlenmiş olması halinde bu suç oluşacaktır.
İrtikap suçunda etkin pişmanlık hali düzenlenmemiş olup irtikap suçunun işlenişi bakımından ve niteliği itibariyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına elverişli olmaması nedeniyle bu sebebe bağlı olarak ceza indirimi olmayan suçlardandır. Ancak suçun kendisine özgü bir indirimi TCK’da öngörülmüştür. Buna göre irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, icbar suretiyle, ikna suretiyle ve hata suretiyle işlenen irtikap suçunda her bir suç düzenlemesine göre öngörülen cezalar yarısına kadar indirilecektir.
- 11. Rüşvet suçunda etkin pişmanlık (m. 252,254)
Rüşvet suçu, kamu görevlisinin görevi kapsamına giren bir işi yapması veya yapmaması için menfaat sağlanması veya vaad edilmesiyle oluşur. Rüşvet suçunda hem rüşvet alan hem de rüşvet verenin cezalandırılması gereken çok failli bir suçtur. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce rüşvet alan ya da rüşvet veren failin bu etkin pişmanlığı göstermesi gerekmektedir.
Bu hükme göre; Rüşvet suçunda etkin pişmanlık cezayı ortadan kaldıran şahsi sebep olarak düzenlenmiştir. Rüşvet alan kamu görevlisi, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce rüşvet konusu şeyi yetkili makamlara aynen teslim etmiş olmalıdır. Menfaat temin edilmeden yalnızca anlaşma yaptıysa anlaşmayı bildirmelidir. Kamu görevlisi istenen işi yapmış veya yapmamış olabilir. Ancak anlaşma yaptıysa ve bu başka bir suçu da oluşturuyorsa etkin pişmanlık rüşvet dışındaki suç bakımından geçerli olmaz. Aynen teslim gerektiğinden kısmen yapılan teslimlerde etkin pişmanlık uygulanmayacaktır. Rüşvet veren kişi veya anlaşmaya varan kişi de durum, resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak yetkili makamları haberdar etmesi durumunda rüşvet suçundan cezalandırılmayacaktır.
Ayrıca rüşvete iştirak eden diğer kişilerde durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce ihbar ederse cezalandırılmaz. Ancak yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacaktır.
- 12. İftira suçu (m. 267,269)
İftira suçu; yetkili makamlara ihbar ya da şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnad etmektir. Bu isnadın yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle ya da basın ve yayın yoluyla yapılması gerekmektedir. İftira suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesinin tek koşulu iftira atan kişinin iftirasından dönmesidir. İftira eden kişi iftirasından iradi olarak yani kendiliğinden dönmelidir. Etkin pişmanlığın belirli safhalarda yapılması halinde ceza indirimi farklıdır; İftira edenin mağdur hakkında adli veya idari soruşturma (CMK madde 2/e) başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, iftira suçundan verilecek cezanın beşte dördü indirilecektir. Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan (CMK 175. Madde) önce, iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilecektir. Gerek soruşturma başlamadan önce, gerekse kovuşturma başlamadan önce vaki iftiradan dönme durumunda verilecek cezada belli oranda indirim yapılması mecburidir. Ancak etkin pişmanlığın, mağdur hakkında hükümden (CMK 231. Madde) önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi; mağdurun mahkumiyetinden sonra (CMK madde 302) gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın yarısı, hükmolunan cezanın infazına (CGTİHK madde 20) başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilebilir. Demek oluyor ki kovuşturma veya infaz başladıktan sonra cezada indirim yapılması takdiridir.
İftiranın konusunu oluşturan ve idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil durumunda ise; İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı, idari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilebilir. Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.
- 13. Yalan tanıklık suçu (m.272,274)
Yalan tanıklık TCK’nın 272. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre failin, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması eylemidir. Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirilerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması eylemidir. Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapması eylemidir. Bu üç durumun varlığı halinde yalan tanıklık suçu oluşacaktır.
Yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık hükmü ise TCK’nın 274. Maddesinde düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçu gerek hukuk davalarında gerekse ceza soruşturma ve kovuşturmalarında işlenebileceği gibi her iki durumda da TCK 274/1. Maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması söz konusu olacaktır. TCK’nın 274. Maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için sanığın hüküm kuruluncaya kadar doğruyu söylemesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkması gerekmektedir.
Cumhuriyet savcısı huzurunda yeminli olarak tanık sıfatıyla dinlenen sanıkların, duruşmadaki beyanında önceki beyanlarından dönerek gerçeği söylemeleri karşısında, TCK 274/1 maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekir. Buna göre; Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğu sonucu niteliğinde karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz. Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak yoksunluğu sonucuna varılacak nitelikte karar verildikten sonra fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir. Bütün bu durumlarda hükmün kesinleşmesi tarihine kadar ki süreç önem arz etmektedir. Yalan tanıklıkta etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için kendi iradesi ile yapmış olduğu gerçeği açıklamasındaki ifadeleri dikkate alınacaktır.
- 14. Yalan yere yemin suçu (m.275/2-3)
Yalan yere yemin suçu TCK 275. Madde de düzenlenmiş olup; “Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” Şeklindedir.
Yalan yere yemin suçunda etkin pişmanlık aynı maddenin 2. Ve 3. Fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir; “Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.” Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.” Madde hükmüne göre hukuk davalarında taraflara, kanuna uygun olarak ve sübut vasıtası oluşturmak üzere yöneltilen yeminin yalan yere icrasını cezalandırmaktadır. Yalan yere yemin suçunun oluşması, teklifin kanuni şekil ve koşulları uygun olmasına ve yemin önerilmesinin kanunen olanaksız bir konuya ilişkin olmasına bağlıdır. Dava hakkında hüküm verilmeden yalan yere yeminden dönülmesi halinde, fail hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Buna karşılık, hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezada belli bir oranda indirim yapılabilecektir.
Yalan yere yemin suçunda etkin pişmanlık TCK’nın 275. Maddesi 1 ve 2. Fıkralarında; dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, fail hakkında cezaya hükmolunmaz ve hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, fail hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir. Şeklinde düzenlenmiştir.
- 15. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu (m.281/3)
Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu TCK’nın 281. Maddesinde; “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi,” olarak tanımlanmıştır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmeyecektir.”
“Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.” Şeklinde tanımlanmıştır. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin araştırılması ve bu nedenle adil bir yargılama yapılmasıdır. Bu durum suç şüphesi altında bulunan kişinin bile yararına bir husustur.
Bir yargılama faaliyeti sırasında sunulan ve başvurulan delillerin ve hangi sıfatla olursa olsun verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması gerekir. Bu bakımdan işlenmiş olan bir suçla ilgili delil ve eserlerin yok edilmesi, değiştirilmesi, gizlenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve sonuçta ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu bilgiler ışığında delil ve eserlerin yok edilmesi, silinmesi, gizlenmesi, değiştirilmesi veya bozulması, işlenen suçtan bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
Bu suçun konusunu, daha önce işlenmiş olan bir suçun delil ve eserleri oluşturmaktadır. Bir suçtan elde edilmiş olan eşyayı da, suçun eser ve delili olarak kabul etmek gerekir. Bu açıklamalarla söz konusu suç, önceden işlenmiş bir suçun varlığını gerekli kılmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için failin gerçeğin meydana çıkarılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerekmektedir.
Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçunda cezayı azaltan sebep olarak etkin pişmanlık hali şu şekilde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ilişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.” Şeklindedir.
Belirtmeliyiz ki, bu suç şikayete tabi olmayıp, re’sen soruşturulacaktır. Ayrıca, deliller tamamen teslim edildiği takdirde şüpheli/sanık, fail hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmalıdır. Gizlenen saklanan delillerin eksik noksan yarım yamalak tesliminde şüpheli/sanık fail hakkında etkin pişmanlık hükümleri gerçekleşmeyeceğinden, uygulanmamalıdır.
- 16. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu (m. 282/6)
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu TCK’nın 282. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi,” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu hükme göre suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek ekonomik sisteme sokulması, suç işlemenin kazanç elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesine neden olmaktadır. Suç işlemek suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olan ekonomik değerlerin meşruiyet görüntüsü kazandırılarak ekonomik sisteme sokulması, aynı zamanda suç delillerinin değiştirilmesi, gizlenmesi ve dolayısıyla, suçlunun kayırılması sonucunu doğrulmaktadır.
Bu düşüncelerle suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Bu maddenin 6. Fıkrasında belirtildiği üzere etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiş olup, bu hükme göre ise; failin, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini gizleme nedeniyle kovuşturma başlamadan önce, bu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu suç nedeniyle cezaya hükm olunmayacaktır.
Av. Osman Talha YILDIZ