Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Emlak Vergisi Bildirimi Ne Zaman Yapılır?

Taşınmaz sahipleri tarafından her yıl belediyeye ödenen emlak vergileri, özellikle de yeni taşınmaz satın alan malikler tarafından zaman zaman unutulabiliyor. Yeni satın alınan mülkler için de verilmesi gereken emlak beyannamesi ile taşınmaz maliki tarafından emlak vergisi ödenmesi gerekiyor.

Taşınmaz malikleri, sahibi olduğu arsa, bina v.b. taşınmazın türüne göre farklı miktarlar üzerinden emlak vergisi öderler. Tapuda tescil edilmiş herhangi bir taşınmazı olan malikler tarafından ödenmesi gereken emlak vergisi, taşınmazda kiracı sıfatı ile bulunan kimseler tarafından ödenmez. Emlak vergisi yalnızca o taşınmazın sahibi tarafından ödenir.

Türkiye sınırları içerisinde bulunan arsa, arazi ve yapılı taşınmazlar emlak vergisi ödemekle mükelleftir. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30. Maddesine göre “Emlak Vergisi birinci taksiti Mart, Nisan ve Mayıs aylarında, ikinci taksidi Kasım ayı içinde olmak üzere iki eşit taksitte ödenir.” Taşınmaz malikleri tarafından verilen emlak beyannameleri ise, her yılın son gününe (en geç 31 Aralık tarihine) kadar verilmelidir.

Emlak beyannamesi, yeni inşa edilen binalar için, inşaatın sona erdiği veya inşaatın sona ermesinden evvel kısmen kullanılmaya başlanmış ise her kısmın kullanılmasına başlandığı bütçe yılı içerisinde, emlakın bulunduğu yerdeki ilgili belediyeye verilir.

Kimler emlak vergisinden muaftır?

İl özel idareleri, belediyelere ait binalar, kanunla kurulan üniversitelere ve Devlete ait binalar, Kamu menfaatlerine yararlı derneklere ait binalar, ordu evleri, dini hizmetlerin ifasına mahsus ve umuma açık bulunan alanlar, konsolosluklar ve kanunla belirtilmiş olan yerlerden emlak vergisi alınmaz. Bu tür kurumlar emlak vergisinden muaftır.

Emlak vergisinden muafiyet şartlarını sağlayan kişilerden de emlak vergisi alınmaz. Bu kişiler ise;

1-) Maliki olunan konutun yüzölçümünün 200 m2’yi geçmemesi şartıyla Türkiye’de tek taşınmazı bulunanlar,

2-) Tek konutta intifa hakkına sahip olanlar,

3-) Birine bakmakla yükümlü olanlar ile 18 yaşını doldurmamış olanlar hariç; geliri olmadığını belgeleyenler ve gelirlerinin SGK tarafından verilen ölüm ve maluliyet, yetim, dul, emekli aylığı alanlar,

4-) Gaziler, şehitlerin dul eşleri veya yetim çocukları ve Engelli kişilerdir.

Satış sonrası tapu harcı ve emlak vergisini kim öder?

Tapu harcı, satış yapılan bütün taşınmazlar için tapuda beyan edilen satış bedelinin %4’ü olarak hesaplanan harca denir. Tapu harcını, alıcı ve satıcı eşit olarak “satış bedelinin %2’si oranında” ödemek suretiyle tahsil edilir.

492 Sayılı Harçlar Kanun’unun 58. Maddesinde; Tapu ve kadastro harçlarını kanuna ekli tarifede belirtilen kişiler; tarifede belirtilmeyen işlemlerde taraflar aksini kararlaştırmamış ise, aşağıda yazılı kişiler ödemekle mükelleftir.

Mülkiyet ve mülkiyetten gayrı ayni hakları iktisap edenler, İpotek tesisinde ipoteği tesis edenler, Kadastro işlerinde adlarına tescil yapılanlar, Miras sebebiyle çıplak mülkiyetin mirasçı adına tescilinde, çıplak mülkiyet sahibi olanlar, Rücularda rücu eden taraf, Bunlar dışında kalan işlemlerde lehine işlem yapılmış olanlar ödemekle mükelleftir.

Dolayısıyla tapu harcını satıcı ile alıcı yani gayrimenkulü devreden ile devralan birlikte öderler. Bir taşınmaz tapusu sahibi olan kişinin emlak vergisini ödemesi gerekir. Yani Taşınmazı satacak olan kişilerin de tapu devrinden önce ve satış öncesinde emlak vergisini ödemesi gerekir. Alım – satım işlemlerinde taşınmazın önceden ödenmesi gereken bütün borçları gibi, emlak vergisi borcu da satıcıya ait olacaktır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Boşanma Davalarında Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanma davalarında mal paylaşımı eşlerin, evliliğin devamı süresince edinmiş olduğu taşınır, taşınmaz her türlü mallarını evliliğin mahkeme kararı ile sonlanmasından sonra eşler arasında eşit bir şekilde paylaştırılması şeklinde ifade edebiliriz.

Türk Medeni Kanunu ile 01.01.2001 tarihi itibariyle eşler arasında yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanıyor. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, boşanan eşler, evlilik birliği devam ederken edinilen malları eşit olarak alıp ayrılıyorlar.

 Boşanma davası ile birlikte açılan mal paylaşımı davalarında, eşler arasında evlilik birliği devam ettiği sürece edinilmiş olan mallar yarı yarıya paylaştırılır. Ancak eşler tarafından evlenmeden önce alınan mallar kimin üzerine kayıtlı ise onda kalır. Mal paylaşımı davalarında, kişisel mallar bu kapsamın dışındadır. Kişisel mal kim tarafından alınmış ise mal paylaşımından sonra da o kişide kalır.

Kişisel mallar

Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesine göre kişisel mallar; Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, manevî tazminat alacakları, Kişisel mallar yerine geçen değerler olarak ifade edebiliriz.

Eşler arasında yapılacak sözleşme ile kararlaştırılabilen kişisel mallar ise; Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

Edinilmiş Mallar

Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

Çalışmasının karşılığı olan edinimler, Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, Kişisel mallarının gelirleri, Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Türk Medeni Kanunu’na göre, belirli bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden kimse bunu ispatlamakla mükelleftir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde bir diğer mal türü de paylı mallardır. Kime ait olduğu belli olmayan mallar her iki eşin de paylı mülkiyetinde sayılır. Bu mallar da eşler arasındaki mal paylaşımında edinilmiş mal olarak kabul edilir. Ancak daha üstün bir yararı olduğunu ispatlayan eş diğerinin payını ödeyerek malın bölünmeden kendisine verilmesini de isteyebilir.

Mal Paylaşım Davası

Boşanan eşler arasındaki malların belirlenmesi mal paylaşımı davası ile yapılır. Mal paylaşım davası, boşanma davasıyla birlikte açılamaz. Ayrı dava olarak açılmalıdır. Eşler arasında açılan mal paylaşımı davasında eşlerin hangi mal rejimini seçtikleri öncelikle önem arz eder. Eşler arasında herhangi bir mal rejimi belirlenmemişse yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi seçilmiştir ve buna göre edinilmiş malların tasfiyesi yoluna gidilir.

Mal rejimi tasfiyesinde eşler birbirinden; katılma alacağı, bir malın değer artış payının alacağı ve o mal üzerindeki katkı payı alacağını talep edebilir.

Katılma alacağı, eşlerin edinilmiş mallarının tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan artık değer üzerinde belli bir oranda sahip oldukları alacaktır. Bu oran, artık değerin yarısıdır.

Eklenecek değerler ise TMK’nın 229. Maddesinde belirtilmiştir. Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

1-) Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar.

2-) Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. 

Eşler arasındaki mal paylaşımı davasında talep edilen değer artış payı alacağı ise, eşlerden birinin diğer eşe ait olan bir malın edinilmesine, parasal bir katkı sağlamış ve bu katkı sonucunda bu malda herhangi bir değer artışı meydana gelmişse diğer eşin katkısı oranında bu mal üzerinde bu eşin alacaklı olduğunu ifade eder.

Yani kısaca değer artış payı, boşanma sonrası eşler tarafından mal ayrılığı davasında talep edilen “diğer eşe ait mala hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın yapılan katkı sonucu o malda meydana gelen değer artışı ile ortaya çıkan” alacaktır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Velayet altındaki çocuğun yurt dışına götürülmesi

Günümüzde belirli nedenler dolayı anlaşamayan eşler boşanma kararı alıyor. Boşanma kararının ardın ayrılan çiftler hukuksal açıdan birçok sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle velayet sürecinde bazı sorular sıkça merak ediliyor. Eşler arasında boşanma kararı verildikten sonra gündeme gelen ve ortaya çıkan sorunlardan biri de müşterek çocuğun anne ya da babadan biri ile birlikte yurt dışına çıkarken diğer eşin muvafakatini alıp almaması gerektiğidir. Özellikle de eşler, boşandıktan sonra müşterek çocuk ile yurtdışına çıkmak istediğinde bu husus önem arz etmektedir.

Velayet altındaki çocuğun yurtdışına çıkış izni, “müşterek çocuğun anne ya da babadan biri ile yurtdışına gitmesi gerektiğinde, yurtdışına çıkmayan diğer eşten alınması gereken” izindir. Ülkemizde bu durum, velayeti annede olan çocuğun yurt dışına çıkması durumunda babanın onayı ve muvafakatinin olmasının gerekliliği şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu durum karşısında babadan onay alınıp alınmayacağı sorusu akıllara geliyor.

Velayeti annede olan müşterek çocuk, seyahat amacıyla yurtdışına çıkması durumunda velayeti anne tarafından kullanılan müşterek çocuğun yurtdışına gidişi esnasında velayet hakkı sahibi olmayan diğer eşten izin alınmasına gerek yoktur. Ancak yurt dışına kaçırma ve çocuğun yurt dışına yerleşmesi amacıyla müşterek çocuğun yurt dışına çıkarılması ve bu durumun ispatı halinde diğer eş tarafından mahkemeye başvuru yapılarak müşterek çocuğun yurt dışına çıkışı engellenebilir.

Bir diğer durum da şu ki, boşanma davası kararı verildiği zaman genelde çocuk velayeti ve müşterek çocuk ile kişisel ilişki düzenlenir. Bu kişisel ilişki tayininde velayeti kendisine bırakılmayan eş ile müşterek çocuk arasında haftanın belirli günleri ve saatlerinde görüş zamanları düzenlenir. İşte tam da bu durum karşısında kendisi ile çocuk arasında kişisel ilişki düzenlenen eş, velayeti kendisinde bulunan diğer eşin çocuğu yurtdışına çıkartması durumunda bu durum, bu seyahat amaçlı olsa da diğer eş ile çocuk arasındaki kişisel ilişki (görüş) hakkını ihlal etmemelidir.

Velayeti hakkı elinde bulunan eşin, çocuğu yurtdışına uzun süreli ya da yurt dışına yerleşmek amacıyla götürmesi halinde, velayet hakkının kötüye kullanılmış olur. Bu durumda velayet sahibi eşin, başka bir ülkeye yerleşmesi halinde ise, diğer eş velayet hakkının değiştirilmesi davası açabilir.

18 yaşından küçük çocuklar yurt dışına çıkarken noter huzurunda evli olan anne-babadan muvafakatname yani çocuğun yurtdışına çıkış izni belgesi alması gerekir. Anne -babanın boşanmış olması halinde ise velayet hakkını elinde bulunduran kişinin tek başına muvafakat vermesi yeterli olacak ve diğer eşin rızası aranmayacaktır.

Özetlemek gerekirse;

  • Velayeti kazanan anne veya baba, çocuğu yurtdışına geçici ya da kalıcı olarak beraberinde götürebilmektedir.
  • Velayeti bulunan anne ve babanın diğer eşin rızasına ihtiyacı yoktur.
  • Mahkemeden de bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır.
  • Müşterek çocuk için diğer eşin rızası bulunmaması nedenine dayalı olarak vize verilmemesi halinde, diğer eşin rızasının bulunmaması durumunda mahkemeden bu yönde karar verilmesi istenmelidir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Haklı Fesih Yapan İşçi İşsizlik Maaşı Alabilir mi?

İşverenler ile işçiler arasında zaman zaman birtakım sorunlar çıkıyor. Bu sorunların dayanılmaz bir hal aldığı ve işverenden kaynaklandığı durumlarda işçiler iş sözleşmelerini haklı nedenle feshedebiliyor. Bu gibi durumlar sonucunda işçiler, iş kanununda bulunan “işçinin haklı sebeplerle iş sözleşmesini feshi” hükümleri gereğince iş akdine son veriyor. Bu yazımızda “Haklı sebeple iş sözleşmesini fesheden işçiler, işsizlik maaşı alabilir mi?” gibi soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.

İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini feshetme hakkı 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre; süresi belirli olsun veya olmasın işçi, “sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve zorlayıcı sebeplerin varlığı” halinde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir. Bu sebeplerin varlığı halinde işçi iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedebilir. Peki bir işçi, iş akdini haklı nedenle feshetmesi sonucunda o işçi işsizlik maaşı alabilir mi?

İşçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi ile işçi, işsizlik maaşı ödeneği alabilme hakkına da sahip olur. İş Kanunu’nun 24. maddesine göre işçi tarafından haklı sebeplerle iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde, işçi kıdem tazminatı hak alacağına sahip olacağı gibi, işsizlik maaşı ödeneği hakkı da kazanacaktır.

Ancak diğer bir hal olan ve işverenin haklı nedenle feshi halini düzenleyen İş Kanunu’nun 25. Maddesinde ise işverenin, işçinin iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshetmesi halinde, işçi iş kanununda gösterilen iş güvencelerinden faydalanamaz. İş Kanunu’nun 25. Maddesinde düzenlenen işverenin haklı nedenle feshi halinde iş sözleşmesi haklı sebeplerle feshedilen işçinin işsizlik maaşı alabilmesi mümkün değildir.

İşsizlik maaşı nasıl alınır?

Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalan işçiler, hizmet ilişkisinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak ve hizmet akdinin feshinden önceki son 3 yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak şartı ile işsizlik maaşı alabilirler. İşçinin işten ayrıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde en yakın İşkur’a giderek ya da elektronik ortamda başvurması gerekir. İşçinin işten ayrıldıktan 30 günlük sürenin geçmesinden sonra İşkur’a işsizlik maaşı başvurusu yapması halinde işçi, işsizlik maaşı almaya yine hak kazanacaktır. Ancak işçinin işten ayrıldığı tarihten itibaren 30 günlük işsizlik maaşı başvuru süresini geçirdiği her gün, işsizlik maaşı alacağı günlerden düşülür.

Son olarak fazla mesailerin ödenmemesi, ücretin elden ödenmesi, SGK primlerinin eksik ödenmesi ve bu gibi sebeplerle iş akdinin haklı fesih sebebiyle işçi tarafından feshedilmesi halinde işçi, istifa etse bile, işçinin iş sözleşmesini haklı fesih sebebi ile sona erdirmiş olmasından dolayı işçi, işsizlik maaşına hak kazanır. İstifa nedeniyle işten “kanunda sayılan haklı sebeplerle” ayrılmak işsizlik maaşının alınmasına da engel değildir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Akıl Hastası Miras Bırakabilir mi?

Sevdiklerimizin vefatının ardından yas süreciyle birlikte, yasal süreçler de devreye giriyor. Yasal süreçler mal paylaşımı gibi diğer maddi meseleleri de beraberinde getiriyor. Miras payının belirlenmesinde ortaya zaman zaman sorunlar çıkıyor. Miras payının belirlenmesinde ortaya çıkan sorunların başında ise “kimin miras bırakabileceği ve mirasçı olabileceği” sorusu geliyor. Yaşanan bu sorunlar nedeniyle mirasçılar miras hakkı için hangi yollara başvuracağını da merak ediyor. Biz de bu haftaki yazımızda akıl hastası olan kişi miras bırakabilir mi ve akıl hastası mirastan pay alabilir mi gibi sorulara cevap vermeye çalışacağız. 

Miras hakkı, ölenin mallarının ölüm ile yasal mirasçılarına geçeceği şeklinde ifade edilebilir. Normal şartlarda yasal mirasçıların, ölenin mirasçısı olmak için herhangi bir işlem yapması gerekmez. Ancak bu durum akıl hastası olan bir mirasçının miras bırakabileceği ya da mirastan pay alıp alamayacağı konusunda değişiklik arz edebilir.

Miras hakkı, miras bırakanın hak ve alacaklarına sahip olmanın yanı sıra, miras bırakanın mallarına mirasçı olma ve borçlarından sorumlu olmayı da ifade eder.

Miras bırakanın akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi sebeplerle vesayet altına alınması için ancak resmî sağlık kurulu raporu ile kısıtlanmasına karar verilebilir.

Akıl hastasının miras bırakabilmesi için kendi mirasçısı olan bir başka kişiyi seçmiş olması ya da mahkeme kararı ile vasi kararı alınarak atanması gerekir. Miras bırakan akıl hastasının atacağı imzanın anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğinin var olup olmadığının da sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekir.

Akıl hastası, hastalığının başlangıcında ehliyetini hemen kaybetmeyebilir. Kişi hala akli dengesini koruyor olabilir. Bu durumlarda akıl hastası olan şahıs, alacağı sağlık kurulu raporu ile miras bırakabilir. Raporda kişinin akıl hastalığından dolayı (demans, Alzheimer gibi) sağlık kurulu raporu almış olmasına rağmen, bırakacağı mirasın anlam ve sonuçlarını kavrayabildiğine bakılır. Bunun sonucunda kişinin akıl hastalığının engel teşkil edecek düzeyde ilerlememiş olduğunun tespiti halinde ise ehliyetli olduğu tıbben kabul ediliyorsa miras bırakabilir. Hastalığının etkisi nedeniyle tam ehliyetli olmadığı için doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayıramaz. Ancak hastalık ilerledikten sonra sağlık kurulu raporunda akıl hastalığı ya da akıl zayıflığına karar verilen kişi mirasını istediği kişiye bırakamaz.

Akıl hastası mirastan pay alabilir mi?

Akıl hastalığı Türk Medeni Kanunu’nda sayılan kısıtlılık hallerinden biridir. Kişinin akıl hastası veya akıl zayıflığı gibi sebeplerle kendi işlerini yönetememesi, kişinin bakımı için sürekli yardıma muhtaç olması ya da başka kişilerin güvenliğini tehlikeye sokması halinde her birey hakkında vasi tayini yönünde karar verilir.

Yaş küçüklüğü, kısıtlılık halleri olan mal varlığını yönetememe, kötü yaşam tarzı, savurganlık, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, hapis cezası, kişinin sakatlığı ve kişinin kendi isteği üzerine yaşlılığı veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden kişiye de vasi tayin edilir.

Yani akıl hastası olan bir kişinin mirastan pay alabilmesi için vasi tayini kararı alması gerekir. Akıl hastalığı yüzünden vesayet altına alınmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılması için kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi gerekir.

Av. Osman Talha YILDIZ

This function has been disabled for Avukat Osman Talha Yıldız.

Yardıma mı ihtiyacınız var?