Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Şantaj suçu nasıl işlenir?

Türk Ceza Kanunu’nun 107. Maddesinde düzenlenen şantaj suçu, ceza yasamızın hürriyete karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişinin” cezalandırılacağı, şeklinde hüküm altına alınmış ve bu suçu işleyenlerin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Bir kimsenin hırsızlık yapan birini ihbar edeceğine yönelik o kişiden sürekli olarak para alması şantaj suçuna örnek olarak verilebilir.

Şantaj suçunda genellikle suçun faili, mağdurun müstehcen fotoğraflarını ya da videolarını sosyal ağlar aracılığı ile yayacağını öne sürerek mağdura karşı şantaj yapmaktadır. Bu durum da Anayasa ve diğer yasalarda kişisel veridir ve fail kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kullanılması ve yayılması suçunu işlemiş olur.

Ayrıca trafikte bir kişinin, bir polisi rüşvet alırken görüp video çekerek “polisten para istemesi ve vermemesi durumunda bu kayıtları savcılığa ibraz edeceğini söylemesi de” şantaj suçunu oluşturur.

Şantaj suçunu işleyen kimsenin, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Şantaj suçu şu şekillerde işlenebilir;

1-) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlama şeklinde şantaj suçu ve haksız çıkar sağlamaya zorlama suretiyle şantaj suçu,

2-) Bir kimsenin şeref veya saygınlığına zarar verecek mahiyette olan hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi ile şantaj suçu şeklinde işlenebilir.

Şantaj suçunda, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlama durumu söz konusudur. Bundan dolayıdır ki, bu suç ile, kişinin özgürlüğü, kişi güvenliği, kişinin karar verme ve irade hürriyeti korunmaktadır. Şantaj suçunun işlenmesi sonucunda Kişinin hür iradesi ile karar verebilmesi engellendiği için fail cezalandırılır.

Şantaj suçunu işleyen kişi, fotoğraf, video, mesaj gibi araçlarla kişinin mahrem bilgilerini kullanarak ve yayarak kişiyi bir şeyi yapmaya zorlar. Şantaj suçu, kişinin özel hayatı ile ilgili olmakla birlikte şantaj suçunun işlenmesi halinde özel hayatın alenileşmesi ve özel hayatın gizliliği de ihlal edilmektedir.

Şantaj suçu internet ve telefon aracılığı ile işlenebileceği gibi kişinin fotoğrafını ve videosunu çekerek, o kimseyi bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlamak şeklinde de işlenebilir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
CEZALARIN CAYDIRICILIĞI

Vatandaşlar bir suç işlediklerinde, işledikleri suçun ağırlığı nispetince belli birtakım cezalarla karşı karşıya kalırlar. Suç işleyen kişinin yargılanması sonucunda verilecek cezalar suç işleme zamanı, suçun işlendiği yer, suçun kime karşı işlendiği ve bunun gibi suç vasfında ve suçun ceza yaptırımında ağırlaştırıcı veya hafifletici sebepler olarak nitelendirilebilir.

Cezaların amacı suçluyu ıslah etmektir. Bir kimseye ne kadar ağır bir ceza yaptırımı uygulanırsa o kişinin bir suç işlemesi o kadar korkutucu olacağı kanaati oluşmuştur. Suç işleyen bir kimsenin cezalandırılması sonucunda cezaevine giren sanıklar, genel anlamda suç işleme iradesi olmayan ya da bir anlık öfke sonucunda ne yazık ki olayın etkisiyle suç işleyen kimselerdir.

Yasalarımızda suç sayılan eylem ve hareketlere karşı suçu işleyen kimseye uygulanan yaptırım “ceza” olarak tanımlanır. Cezaların caydırıcı olmasında esas ilke olarak verilen cezanın ağır bir caydırıcılığının olmasının yanı sıra mutlak bir şekilde uygulanabilir bir ceza olmasıdır. Bunun yanı sıra verilen cezaların kişi üzerindeki etkisinin telafi edilebilir olması da gerekir.

Verilen bir cezanın ağır olmasının mı, yoksa cezanın ağırlığından ziyade cezanın caydırıcılığının ne gibi kıstaslar ile ortaya çıkacağı önem arz etmektedir.

Bir kişiye, bir suç işledikten sonra verilen ceza sonucunda kişinin özgürlüğünün bir ömür kısıtlanması, yine kişinin mal varlığında büyük oranda eksilme ve bunun gibi durumların ortaya çıkması, kişiye esasen alması gereken cezadan fazla ceza tayini bireyleri hem psikolojik olarak etkileyecek hem de devlete olan güvenini sarsacaktır.

Aynı zamanda adam öldüren bir kişiye verilecek cezanın, Türk Ceza Kanunu’nda yaptırım altına alınan cezadan daha az bir cezaya hükmedilmesi de bu bağlamda vatandaşların devlete ve hukuka olan güvenini sarsacaktır.

Türk Ceza Hukuku’nda ceza hukuku yaptırımları, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak bir ayrıma tabi tutulmuştur ve suç teşkil eden bir eylemin, verilecek bir cezanın, hangi miktarda tatbik edileceğinin açıkça belirlenmiş olması gerekir.

Bir kimseye işlediği bir suçtan dolayı ceza verilirken;

1-) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.

2-) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.

3-) Ceza yasa tarafından gösterilmelidir. Cezalar eşit olmalıdır ve cezalar derecelendirilebilir olmalıdır.

4-) Ceza adli hata halinde geri alınabilmeli, diğer bir anlatımla tamir edilebilir olmalıdır. Ceza devlete mümkün olduğu kadar az yük getirmelidir.

5-) Cezanın şahsiliği ilkesi uyarınca, yaptırım sadece suç işleyen faile uygulanmalıdır.

6-) Kişiye verilecek ceza, suçun ağırlığıyla orantılı ve etkili olmalıdır.

7-) Ceza insancıl ve ahlaki olmalıdır. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya tabi tutulamaz.

Sonuç olarak bir suça karşı uygulanacak olan müeyyidenin, vatandaşların suç işlemesini ve suç işleyen bir kimsenin tekrar suç işlemesini engelleyen caydırıcılıkta olmalıdır. Cezaların caydırıcılığı, insani değerleri yok eden devlet anlayışından ziyade “suçu engelleyen ve işlenen suçlara karşı uygulanan yaptırımları uygulayan” bir devlet anlayışında olmalıdır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
SUÇU BİLDİRMEMEK SUÇ MUDUR

Hukuk devletinde yaşamamızın sonucu olarak hepimizin vatandaş olarak hukuka uygun bir yaşam sürdürme yükümlülüğümüz vardır. Suç işlemenin cezası bulunurken, suç işleyen bir veya birden çok kişiyi bilip, yetkili mercilere bildirmemenin sonucunda ne gibi bir yaptırımı olur? Suçu bildirmeme suçu TCK’nın 278. maddesinde yer alan bir suç tipidir. İşlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verilen sonuçların halen sınırlanması mümkün olan suçları yetkili makamlara bildirmeyen kişiler, suçu bildirmediği sebebiyle üst sınırı bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Örneğin uyuşturucu ve uyarıcı madde satma suçunda uyuşturucu maddeyi bir evde satmak için saklayan kişiyi bilerek, bu suçun neticesini yetkili makamlara bildirmemek bu suça örnek olarak verilebilir. Bu örnekte suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için uyuşturucu maddenin satımının gerçekleşmesi gerekir. Bu durumda bu suçu bilen bir kişinin yetkili makamlara da bildirmesi gerekir.

İşlenen bir suçu yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü hem bir hak hem de bir sorumluluktur. Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, verilen ceza yarı oranında arttırılır.

Bu düzenlemenin getirilmesinin sebebi madde hükmünde sayılan kimselerin yaş küçüklüğü, malullük benzeri sebeplerden kendilerine işlenen bir suça karşı kendilerini savunmaktan yoksun olmalarıdır. Suçu bildirmeme suçunun tek istisnai hali ise, tanıklıktan çekinme hakkına sahip olanların bu suçu bildirmemesidir. Bu kişilerin suçu bildirmemesi halinde haklarında cezaya hükmolunmaz. Tanıklıktan çekinme hakkına sahip olanlar ikiye ayrılır. Bunlar; kan hısımlığı sebebiyle tanıklıktan çekinme hakkına sahip olanlar veya meslekleri sebebiyle tanıklıktan çekinebilecek olan bazı kişilerdir.

Bu duruma örnek olarak doktorlar verilebilir. Doktorlar meslekleri sebebiyle bazen şüphelilere karşı tıbbi müdahalede bulunmak zorunda kalabilirler. Bu tür zaruri durumlarda doktorların, bu hususu bildirme yükümlülükleri de bulunmamaktadır. Bu husus doktrinde tartışmalı olmakla birlikte madde hükmünde sayılan tanıklıktan çekinebilme hakkına sahip olan kişilerin, suçu bildirme yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde cezai bir yaptırımı bulunmamakta olup, kişiye eylem sebebiyle ceza verilmez.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME

Suç işlemek kadar, bir suçu cezası yokmuş ve sanki işlenen o suç, hiç suç değilmiş gibi övmek de yasalarımızda suç olarak düzenlenmiştir. Aynı şekilde suçlu olan kimsenin yaptığı eylem nedeniyle bir başkası tarafından övülmesi de kanunda ceza yaptırımına tabi tutulmuştur.

Suçu ve suçluyu övme suçu Türk Ceza Kanunu’nda kamu barışına karşı suçlar bölümünde 215. Maddede düzenlenmiş ve ceza yaptırımı altına alınmıştır. Madde metninde; “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde ifade edilmiştir.

Suçu ve suçluyu övme suçu, mahkeme hakiminin bir karar verirken bazı durumlarda siyasi dengeleri göz önüne almak durumunda kaldığı ve bazı hallerde ise cezalandırılacak kişinin salt düşüncesini cezalandırma yoluna gittiği bir suç tipi olduğu için insan hakları bakımından tartışmalı bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nasıl işlenir?

Suçu ve suçluyu övme suçu, işlenmiş bir suçun övülmesi ve suç işlemiş olan bir kimsenin övülmesi şeklinde iki farklı türde işlenebilir. Bunlara kısaca değinecek olursak;

İşlenmiş bir suçun açık bir şekilde övülmesinden kastedilen suçu işleyen kişinin işlemiş olduğu bir fiilin övülmesidir. Bilindiği üzere işlenmiş bir suç için, yargı kararı ile kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olması gerekir veya ceza veren mahkemenin ceza verilmesine yer olmadığı kararı vermesiyle işlenmiş bir suçtan bahsedilebilir.

Bir diğer seçimlik hareket olan suç işlemiş kişinin övülmesi durumu ise, işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla bir kişinin, bir başka kimse tarafından açıkça övülmesi hali de suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturur.

Suçun oluşması için yine övülen kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı verilmiş olmalıdır. Övülen kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme hükmü yoksa, yargılama sürecince bu kişinin övülmesi, suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturmaz. Bu suçun oluşması için, failin bir kişiyi alenen (açık bir şekilde) övmesi gerekir. İşlenmiş olan bir suçu öven kişiyi veya sırf suç işlemesi sebebiyle bir kişiyi övme hali cezalandırılır. Suç işlemiş olan failin övülmesi durumunda, bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övüldüğünden faile ceza verilir.

Örnek vermek gerekirse, Dhkp-c, pkk gibi terör örgütlerinin övülmesi ve keza bu gibi örgütler sebebiyle ceza mahkumiyeti kesinleşen kişilerin övümesi bu suçu olıuşturur.

Youtube, Facebook, Twitter, İnstagram gibi sosyal ağlar üzerinden herkese açık bir şekilde işlenen suçu ve suçluyu övme eylemi de bu suçu oluşturur. Gazete, internet sitesi gibi iletişim araçları ile de yazılan yazılar veya vatandaşlar tarafından açılan pankartlar aracılığı ile de bir suçun ve suçlunun övülmesi eyleminde de suçun aleni bir şekilde işlendiği gerekçesiyle suç oluşacaktır.

Bu suçun işlenmesi bakımından Suçu ve suçluyu övme suçunda açık ve yakın bir tehlikenin varlığı da gerekmekte olup, bu unsur objektif cezalandırılabilme şartlarındandır.

Son olarak suçu ve suçluyu övme suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumu aynı kanunun 218. Maddesinde düzenlenmiş olup hükme göre, basın ve yayın yoluyla suçu ve suçluyu övme suçu işlenirse verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Haber verme sınırları içerisinde kalarak, eleştiri mahiyetinde olarak yapılan düşünce açıklamaları bu suç oluşturmayacaktır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
SUÇ İŞLEMEYE TAHRİK SUÇU

Suç işlemek kadar bir kimseyi suç işlemesi için tahrik etmek de Türk Ceza Kanunu’nda yaptırıma tabi tutulmuştur. Suç işlemeye tahrik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 214. Maddesinde Kamu Barışına Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiş olup, bir kimseye suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişinin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu suçun tamamlanabilmesi için tahrik konusu suçların işlenmesi de gerekmez. Suç işlemek için tahrik suçu, esasen tahrik konusu olan suça bir hazırlık hareketidir. Bu suçun işlenmesinde önemli olan husus, belirli olmayan bir kişinin suç işlemek amacıyla tahrik edilmesidir.

Maddenin devamında halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişinin cezalandırılacağı şeklinde düzenlenmiş olup suç işlemeye tahrik suçu, halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik edilmesiyle de oluşacağı hüküm altına alınmıştır. Suçun tamamlanabilmesi için öldürmenin ya da saldırının başlaması gerekmez. Suç, halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak ve birbirine karşı tahrik edilmesi sonucunda suç oluşacaktır.

Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde, tahrik eden kişi, bu suçların her birinden azmettiren sıfatı ile sorumlu olacaktır ve bu suçlarda azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.

Suç işlemeye tahrik suçunun cezası nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 214. Maddesinde düzenlenen suç işlemeye tahrik suçunun cezası ise; suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, on beş yıldan yirmi dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Suç işlemeye tahrik suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılacaktır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacağından, faile ceza verilmeyecektir.

Suç işlemeye tahrik suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmadığından suçun soruşturulması ve kovuşturulması için şikayet aranmaz. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi durumunda da kamu davası düşmeyecektir. Suç işlemeye tahrik suçunun dava zamanaşımı süresi ise sekiz yıl olup, suç nedeniyle dava zamanaşımı süresi içerisinde şikayet hakkı kullanılabilir. Son olarak suç işlemeye tahrik suçu uzlaştırma kapsamında değildir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Sanığın veya hükümlünün ölümü durumunda ne olur?

Sanığın veya hükümlünün ölümü Türk Ceza Kanunu’nun dava ve cezanın düşürülmesi başlıklı kısmında yer almaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 64. Maddesinde düzenlenen sanığın veya hükümlünün ölümü halinde (davanın) kamu davasının düşürülmesine karar verilir.” Ancak niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir. Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.

Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen davanın düşme sebeplerinin varlığı veya soruşturma veya kovuşturma şartlarının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması halinde, sanığın veya hükümlünün ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilmektedir. Ancak niteliği itibariyle müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya (yargılamaya) devam edilerek bunların müsaderesine hükmolunabilir.  Sanığın ölümüne rağmen davanın devam etmesinin mümkün olduğu durumlarda durumun neticesine göre bir karar verilir. Yani niteliği itibariyle müsadereye tabi eşya varsa, yargılamaya sanığın ölümüne rağmen devam edilecek ve hâsıl olan neticeye göre bir karar verilmesi gerekecektir.

Hükümlünün ölümü sonucunda, henüz infaz edilmemiş hapis ve adli para cezası ortadan kalkar. Ancak adli para cezası infaz edilmiş ise artık geri istenemez. Bir de hükümlünün sağlığında verilmiş olup kesinleşen müsadere ve yargılama giderleri bulunur. Bunlar ise hükümlünün mirasçılarından istenebilir. Peki ya hükümlünün ceza infaz kurumunda iken ölmesi durumunda durum ne olacaktır?

Buna değinmeden önce kısaca şu hususa da değinmekte fayda var ki, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatı ile devam eden soruşturmada kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi halinde, kovuşturma yapılması mümkün olmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmelidir.

Hükümlünün Ceza İnfaz Kurumunda Ölmesi

Hükümlünün ceza infaz kurumunda ölmesi halinde; ölüm tutanakla belgelenir. Ölüm hükümlünün yakınlarına bildirilir. Tutanak ve cezaevi doktorunun raporu ile birlikte durum, kurumun en üst amiri tarafından derhâl Cumhuriyet başsavcılığına ve yakınlarına bildirilir. Hükümlü hakkında infaz kurumundaki kayıtlara göre, ölümü bildirilebilecek yakınlarının tespit edilememesi durumunda, durum nüfusa kayıtlı olduğu yerdeki mülkî amire bildirilir. Hükümlünün yabancı uyruklu olması ve vatandaşı olduğu ülkenin Türkiye’de diplomatik temsilciliğinin bulunmaması hâlinde ise, hükümlünün ölümü Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına bildirilir.

Son olarak ölen hükümlünün cenazesinin defnedilmesi için gerekli tedbirler alınır. Hükümlünün ceza infaz kurumunda ölmesi ile Kurumun en üst amiri, Cumhuriyet Başsavcılığının izni ile cenazenin defnedilmesi için gereken tedbirleri alır. Talep hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının izni ile cenaze, ölenin yakınlarına teslim edilir.

Hükümlünün yakınlarının bulunamaması ve yakınları tarafından herhangi bir başvurunun da yapılmaması durumunda ise defin işlemi Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı istemi üzerine kurumun bulunduğu yer belediyesi tarafından yapılır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
İBADETHANELERE VE MEZARLIKLARA ZARAR VERME SUÇU

Zaman zaman bireyler tarafından cami, mescit, kilise, sinagog gibi ibadethanelere, bunların eklentisi olan çay ocağı, dernek binası gibi yerlere ya da mezarlıklara belli amaçlarla zarar verilebiliyor. Bu şekilde ibadethanelere ya da mezarlıklara zarar veren kişilere kanun kapsamında birtakım cezalar verilmektedir. Bu cezalar Türk Ceza Kanunu’nun 153. Maddesinde, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar veren kimselerin cezalandırılacağı şeklinde yaptırım altına alınmıştır.

İbadethanelere, bunların eklentilerine, buralardaki eşyaya, mezarlara, bunların üzerindeki yapılara, mezarlıklardaki tesislere, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapılara yıkmak, bozmak veya kırmak suretiyle zarar veren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu maddede belirtilen yerleri ve yapıları kirleten kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu fiillerin, ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

Bu yaptırım ile manevi ve kültürel değerler; ibadethaneler, mezarlar, ibadethanede bulunan eşyalar, mezarların üzerinde bulunan yapılar, mezarlıktaki tesislerin korunması amaçlanmıştır. İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçu şu şekillerde işlenebilir.

1-) İbadethaneyi, eklentisini, buradaki eşyayı veya mezarlığı yıkmak

2-) İbadethaneyi eklentisini, buradaki eşyayı veya mezarlığı bozmak

3-) İbadethaneyi eklentisini, buradaki eşyayı veya mezarlığı kırmak

4-) İbadethaneyi eklentisini, buradaki eşyayı veya mezarlığı kirletmek

Camı kapısının kırılması, ibadethane camının kasten kırılarak zara verilmesi gibi durumlar bu suçu oluşturur. İbadethane ve mezarlıklara zarar verme suçunun oluşabilmesi için, bu yapıları, bina ve tesisleri yıkmak, bozmak, kırmak suretiyle zarar verilmesi gerekir. İbadethaneleri, bunların eklentilerini, buralardaki eşyayı, mezarları, bunların üzerindeki yapıları, mezarlıklardaki tesisleri, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapıları kirletmek de madde kapsamında suç olarak tanımlanmıştır. Mezarlıklara atık bırakmak, kirletmek, ibadethanelerin duvarlarına yazı yazmak, afiş veya ilan yapıştırmak, resim yapmak, mezarlık taşlarının kırılması bu suça örnek olarak verilebilir.

İbadethaneleri, eklentilerini, buralarda bulunan eşyaları veya mezarlıkları yıkan, bozan, kıran kişilerin ya da ibadethaneleri, eklentilerini, eşyalarını veya mezarlıkları kirleten kimsenin yapmış olduğu eylem, bu dini inanışı benimseyen kişilerin onurlarının kırılması amacıyla yapılması durumunda verilecek olan ceza miktarı aratacaktır.

İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçunun dava zamanaşımına uğrama süresi 8 yıl olarak belirlemiştir. Bu 8 yıllık sürenin geçmesinden sonra ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçundan dolayı kamu davası açılabilmesi mümkün olmayacaktır.

Makaleler
Kişinin hatırasına hakaret

Bir kimseye hakaret Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlendiği gibi bir kimsenin hatırasına hakaret etmek de kanunda suç olarak yaptırım altına alınmıştır. Ölen kişinin ceset veya kemiklerinin alınması şeklinde gerçekleştirilen eylem de kişinin hatırasına hakaret suçu olarak değerlendirilir.

Türk Ceza Kanunu’nun 130. Maddesinde şerefe karşı suçlar başlığı altında düzenlenen kişinin hatırasına hakaret suçu; “Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır. Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin hatırasına hakaret suçu şu şekillerde işlenebilir;

1-) Ölenin hatırasına herhangi bir suretle hakaret etme

2-) Ölenin hatırasına sövme suretiyle hakaret etme

3-) Ölenin şeref ve saygınlığını zedeleyecek şekilde somut bir olgu isnad ederek hakaret etme

Kişinin hatırasına hakaret suçunun ölen kişinin hatırasına hakaret şeklinde işlenmesini kanun cezalandırdığı gibi ölen kimsenin hatırasını tahkir edici bir fiille işlenebileceği gibi sövmek şeklinde de gerçekleştirilebilir. Bu suçun işlenmesi için ölen kimsenin hatırasına hakaret eyleminin en az üç kişiyle ihtilat ederek gerçekleşmesi gerekir. Kişinin kendisine isnad edilen eylemin rencide ettiğini algılayabilmesi de suçun oluşması bakımından gereklidir.

Ölünün ceset veya kemiklerinin alınması şeklinde de işlenebilen kişinin hatırasına hakaret suçu herhangi bir hukuka uygunluk hali bulunmamasına rağmen bir kimsenin cesedinin veya ölen kişinin kemiklerinin hakimiyetine geçirilmesi şeklinde oluşur. Bir kimsenin cesedi veya kemikleri üzerinde hâkimiyet kurulması ile suç tamamlanmış olur ve faile bu suçtan dolayı ceza verilir.

Failin bu suçtan cezalandırılabilmesi için ceset veya kemiklerin bir kısmının alınması da yeterli olup, ceset veya kemiklerin tamamının alınması gerekmez. Ceset veya kemiklerin bir parçasının alınması dahi bu suçu oluşturur. Ayrıca bir kimsenin cesedi ya da kemikleri hangi amaçla alınırsa alınsın bu suç oluşur.

Kişinin hatırasına hakaret suçu, ölenin ceset veya kemiklerini, bulunduğu yerden almak suretiyle hakaret etmek şeklinde işlenebilir. Örneğin ölenin cesedini mezardan çıkarmak şeklinde işlenebilir. Kişinin hatırasına hakaret suçu, ceset veya kemikler hakkında aşağılayıcı eylemlerde bulunmak suretiyle hakaret etmek şeklinde de işlenebilir. Bu duruma, ölen kişinin cesedine tükürmek, cesede zarar vermek, cesetle cinsel ilişkide bulunmak fiilleri bu suçun oluşması bakımından örnek olarak verilebilir.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
İnanç ve düşünce hürriyetinin kullanılmasını engellemek suç mudur?

Bir kimsenin dini, siyasi, felsefi, düşüncesini veya inancını açıklamaya, değiştirmeye zorlaması; inanç ve düşüncelerini açıklamasını veya yaymasını engellemesi; ibadet etmesinin engellenmesi; yaşam tarzını değiştirmeye zorlaması “inanç, düşünce, kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi” suçunu oluşturur. 

Türk Ceza Kanunu’nun 115. Maddesinde inanç, düşünce, kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu düzenlenmiş olup, madde metninde; “Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı” belirtilmiştir.

Aynı şekilde bir yerde yapılan dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde de, eylemi yapan fail 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İnanç, düşünce, kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunun mağduru, dini inancın gereğinin yerine getirmesi veya dini ibadet veya ayinleri engellenen kişi veya topluluklardır. Yalnızca belli bir dine ait kişiler “dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesi suçunun” işlenmesi bakımından mağdur olabilirler.

Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye de 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir.

Örneğin protesto etmek suretiyle bir kimsenin inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi bu suça örnektir. Dini inanışından dolayı, dini vecibelerini yerine getirmek maksadıyla başörtüsü takan bir kadına karşı cebir, tehdit kullanarak başörtüsünün zorla çıkartılması halinde de bu suç işlenmiş olur.

Suçun nitelikli halleri

İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi suçunun nitelikli halleri kanunda sayılmış olup bu suçun; silahla işlenmesi, suç işleyen kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle işlenmesi, imzasız mektupla veya özel işaretlerle işlenmesi, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi ve suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde verilecek ceza artacaktır. İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanmasının engellenmesi suçunun nitelikli hallerinden biri ile işlenmesi halinde faile verilecek olan ceza bir kat daha artırılacaktır.

İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi suçu şikayete tabi suçlardan değildir. Savcılık makamınca soruşturulur. Aynı zamanda bu suç  uzlaşmaya tabi suçlar arasında da yer almaz. Taraflar arasında uzlaşma olsa dahi yargılama devam edecektir. Bu suçta dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup, suçun işlendiği tarihten başlayarak 8 yıllık süre içerisinde davanın açılmamış ya da açılan davanın sonuçlanmamış olması durumunda zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanır.

Av. Osman Talha YILDIZ

Makaleler
Yalan Yere Yemin Etmek Suç Mudur?

Bazı insanlar yaptığı eylemin ya da söylediği bir sözün suç oluşturduğunun farkında dahi olmadan suç işlerler. Hukuk davalarında ise kanuni sınırlar çerçevesinde yemine davet edilen kişilerin yalan yere yemin etmesi ve kişiye yöneltilen yemin sonrasında maddi gerçeğin ortaya çıkması (yeminin yalan yere edilmesi) Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiş ve yalan yere yemin eden kişiye ceza verileceği yaptırım altına alınmıştır.

 Türk Ceza Kanunu’nda 275. Maddede yer alan yalan yere yemin şu şekilde açıklanmıştır. “Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz. Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.”

Suçun oluşması, yemin teklifinin kanuni şekil ve koşullara uygun olmasına bağlı olup, yemin teklifinin ise kanunen uygun şartların olduğu bir konuya ilişkin bulunmasına bağlıdır. Hukuk davalarında yemin teklifi üzerine “yalan yere yemin eden” taraf, gerçeğe aykırı beyan verdiği ve yalan yere yemin ettiğinin ortaya çıkması sonucunda cezalandırılacaktır.

Kişinin işlediği bir suç nedeniyle pişman olması ve suç nedeniyle oluşan zararı gidermesi ile ceza indiriminden yararlanması da yalan yere yemin etme suçunda mümkündür. Yalan yere yemin suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için kişinin, hakkında açılan davada hüküm verilmeden önce gerçeği söylemesi durumunda ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Yalan yere yemin etme suçundan kişiye mahkumiyet hükmü verilmesinden sonra ancak verilen hüküm kesinleşmeden önce kişinin gerçeği söylemesi durumunda ise kişiye verilecek cezanın yarısı indirilecektir.

Yalan yere yemin suçunda verilen hapis cezasının bir yıl ve daha az olması durumunda verilen ceza adli para cezasına çevrilebilir. Yalan yere yemin suçu sebebiyle kişiye verilen ceza iki yıl veya altında ise verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Yalan yere yemin suçundan dolayı hapis cezası verilerek kurulan mahkumiyet hükmü iki yıl veya daha az olduğunda kişi hakkında cezanın ertelenmesi kararı verilebilir.

Yalan yere yemin suçu şikayete tabi suçlardan olmadığı için savcılık makamınca soruşturulur. Yalan yere yemin suçu bakımında dava açılması için zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu suç için zamanaşımı süresi geçtikten sonra soruşturma yapılamaz. Yalan yere yemin suçu nedeniyle yapılan yargılamalarda görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleridir.

Av. Osman Talha YILDIZ

This function has been disabled for Avukat Osman Talha Yıldız.

Yardıma mı ihtiyacınız var?